Manisa’da tarlalarda ve kırsal alanlarda ortaya çıkan küçük çaplı obruklar, yüzeyde basit bir çökme gibi görünse de uzmanlara göre çok daha büyük krizin habercisi. Gazetemize önemli açıklamalarda bulunan Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, küçük çaplı obrukların aslında yeraltı sularının kontrolsüz ve aşırı şekilde çekilmesinin bir sonucu olduğunu vurgulayarak bu sessiz tehlikenin zamanla hem tarım alanlarını hem de yerleşim bölgelerini ciddi risklerle karşı karşıya bırakabileceği uyarısında bulundu.
Özel Haber-Didem ALTINAY

Manisa’da son yıllarda giderek artan kuraklık, plansız sulama ve kontrolsüz yeraltı suyu kullanımı, yalnızca tarımsal üretimi değil toprağın doğal yapısını da ciddi biçimde tehdit ederken, obruk riskinin artık teorik bir ihtimal olmaktan çıkıp sahada somut şekilde görülmeye başlandığını vurgulayan TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, Manisa’nın çeşitli noktalarında geçen yıldan bu yana 30-40 santimetrelik küçük çökmelerin oluştuğunu belirterek, bu görüntülerin yeraltında büyüyen boşlukların işareti olduğunu, yeraltı suyu çekiminin devam etmesi halinde bu küçük obrukların zamanla metrelerle ifade edilecek ciddi çöküntülere dönüşebileceğini söyledi ve “Manisa’nın altı boşaltılıyor, bu açık bir uyarıdır” sözleriyle yaşanan tehlikenin boyutuna dikkat çekti.

“MANİSA’DA ZATEN OBRUKLAR OLUŞMAYA BAŞLADI”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, Manisa’da obruk tehlikesinin artık teorik bir risk olmaktan çıktığını ve sahada somut şekilde görülmeye başlandığını vurgulayarak, “Manisa’da zaten bildiğim kadarıyla obruklar oluşmaya başladı. Geçen yıldan beri oluşmaya başladı. Çok küçük obruklar aslında, 30-40 santimlik. İlk bakışta çok önemli gibi görünmeyebilir ama bu tür çökmeler yeraltındaki boşlukların işareti. Bugün 30-40 santim olan bu çökmeler, yeraltı suyu çekimi devam ettikçe zamanla büyüyebilir, metrelerle ifade edilecek obruklara dönüşebilir. Bu yüzden bu görüntüler hafife alınmamalı.” ifadelerini kullandı.
Konya'da kaydedilen bir obruk görüntüsü
“YÜZEY DÜZELİYOR AMA TEHLİKE TOPRAĞIN ALTINDA”
Çiftçilerin tarlalarda oluşan bu çökmeleri fark ettiklerini ancak çoğu zaman sorunun kaynağına inilmeden geçici çözümlerle durumu toparlamaya çalıştıklarını dile getiren Yaşar, “Çiftçiler sürmüşler, su birikmesin diye. Üzerini kapatmışlar, tarla düzelsin diye müdahale etmişler. Ama bu sadece yüzeyi düzeltmek oluyor, alttaki boşluk duruyor. O boşluk büyümeye devam ediyor, biz görmesek de risk orada kalıyor.” dedi.
“KÜÇÜK ÇÖKMELERİ HAFİFE ALMAMAK LAZIM”
Prof. Dr. Doğan Yaşar, yaşanan sürecin boyutunu net şekilde ortaya koyarken, obrukların aslında yeraltında olup bitenlerin görünen yüzü olduğunu ifade ederek, “Obruklar, Manisa’da yeraltı sularının kontrolsüz ve aşırı şekilde çekildiğinin en net göstergesidir. Toprağın altındaki su azaldıkça zemin taşıyıcı gücünü kaybediyor. Bu durum sadece tarım alanları için değil, yerleşim bölgeleri için de çok ciddi riskler barındırıyor. Bu yüzden küçük çökmeleri kesinlikle hafife almamak lazım. Bugün 30-40 santim olan bu çökmeler, yarın metrelerle ifade edilir.” dedi.

“GÖLMARMARA TAMEMEN KURUDU”
Gölmarmara’nın yıllar içinde göz göre göre yok olduğunu vurgulayan Yaşar, “Gölmarmara’da biz 2023’e kadar TRT ile her yıl Dünya Su Günü olan 22 Mart’ta canlı yayın yapardık. Ama 2023’te Gölmarmara tamamen kurudu. Bu, Manisa’da yeraltı sularının ne kadar ciddi şekilde çekildiğinin en net göstergesi.” dedi.

“MANİSA’NIN ALTINDAN İZMİR’E ÇOK CİDDİ SU ÇEKİLİYOR”
Yeraltı suyu çekiminin boyutlarına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’e aktarılan su miktarına da değinerek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Manisa’nın altından çok ciddi şekilde su çekiliyor. İzmir’e yaklaşık olarak 220 bin metreküp su çekiliyordu. Manisa kendi için de yaklaşık 300 bin metreküp su çekiyor. Bu suyu her gün çekerseniz, yeraltındaki denge bozulur. Akifer akiferdir, o kadar çok derine inildi ki artık bu normal bir şey değil. İzmir’e devasa şekilde su çekiliyor.”

GEDİZ OVASI’NDA TUZLULUK RİSKİ
Prof. Dr. Doğan Yaşar, yeraltı sularının aşırı ve kontrolsüz şekilde çekilmesinin Gediz Ovası’nda ciddi sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Gediz Ovası’nda artık tuzluluk başladı. Çünkü su yer altından çekiliyor ve Ege Denizi’nin tuzlu suyu akiferleri basmaya başladı. Tuzlu su, tarımsal verimliliği ciddi anlamda düşüren bir şey. Şu an yapılan şey, hata üstüne hata yapmak. Bu şekilde devam edilirse hem obruk riski artar hem de toprak üretim kabiliyetini tamamen kaybeder.” dedi.
“MANİSA KONYA GİBİ OLUR MU?”
Manisa’daki obrukların Konya’daki kadar büyük ve yaygın olup olmayacağı yönündeki soruya yanıt veren Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Manisa, Konya’ya benzemez. Konya çok az yağış alan bir şehir ve neredeyse tamamen yeraltı suyuna dayalı bir yapı var. Bu yüzden orada 2 binden fazla obruk oluştu. Manisa’da Konya’daki kadar derin ve büyük obruklar olacağını düşünmüyorum. Ancak şunu net şekilde söyleyebilirim ki bu süreç başladı artık. Bu tablo bize çok açık bir tehlikeyi gösteriyor. Yeraltı suları hızla tükeniyor, su bitiyor.” diye konuştu.
“SU YÖNETİMİ SORUNUMUZ VAR”
Çözümün yeni kuyular açmak ya da yeraltı sularını daha fazla zorlamak olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Bizim ülkemizde su sorunu yok, su yönetimi sorunu var. Manisa’da su var ama bu suyun mutlaka bilimsel yöntemlerle kullanılması gerekiyor. Örneğin Çiğli Arıtma Tesisi’nden günde yaklaşık 500 bin metreküp su çıkıyor. Bu suyu tarıma kazandırmak zorundayız. Tarım için yeraltından çekilen su ise mutlaka rezerv olarak kalmalı, her ihtiyacımızda ilk başvurduğumuz kaynak olmamalı.” dedi.
“OBRUKLAR BİR UYARIDIR”
Prof. Dr. Doğan Yaşar, obrukların geleceğe dair güçlü bir uyarı olduğunu belirterek açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Bu obruklar bize açıkça şunu söylüyor: Su bitiyor. Eğer bu uyarıyı bugün ciddiye almazsak, yarın çok daha ağır bedeller öderiz. Bu sadece çiftçinin tarlasında yaşanacak bir sorun değil, şehirlerin içme suyu, gıda güvenliği ve günlük yaşamın sürdürülebilirliği de doğrudan tehlike altına girer. O yüzden bu uyarıyı görmezden gelme lüksümüz yok. Plansız, kontrolsüz su kullanımından vazgeçip artık bilimi rehber edinmek zorundayız. Gelin suyu günü kurtarmak için değil, geleceği korumak için bilimle yönetelim” dedi.





