Manisa’nın Yunusemre ilçesine bağlı Yunt Dağı’ndaki Köseler Mahallesi yakınlarında yer alan Aigai Antik Kenti, Ege’nin önemli antik yerleşimleri arasında bulunuyor. Denizden uzak ve dağlık bir coğrafyada kurulan kent, farklı topografyasına rağmen yaklaşık bin yıl boyunca varlığını sürdürmesiyle dikkat çekiyor. Antik kaynaklarda kentin, MÖ 2. binyılın sonlarında Yunanistan’dan Anadolu’ya göç eden Aioller tarafından kurulduğu aktarılıyor. Arkeolojik çalışmalar ise Aigai’nin kuruluşunun MÖ 8. yüzyılın sonlarına uzandığını gösteriyor.

Adını Keçiden Aldı, Ekonomisini Hayvancılık Şekillendirdi
Aigai adının eski Yunancada “keçi” anlamına gelen “αίγα” kelimesinden türediği düşünülüyor. Kent sikkelerinde sıkça kullanılan keçi figürü ve bölgenin coğrafi özellikleri de Aigai halkının ekonomik yaşamında hayvancılığın önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle keçi yetiştiriciliğiyle tanınan kentte Hellenistik Dönem’de deri, dokuma ve kemik ürünlerin üretimi ve ticaretinin yapıldığı değerlendiriliyor.
Pergamon’da kullanılan parşömenin hammaddesi olan derinin Aigai’dan temin edilmiş olabileceği de araştırmacılar tarafından öne sürülen görüşler arasında yer alıyor.

Antik Kentin Kalbi: Agora
Aigai’daki önemli yapılardan biri olan Agora, yalnızca bir pazar yeri değil, halkın bir araya geldiği sosyal ve kamusal bir alan olarak öne çıkıyor.
Kentin kuzeydoğu yamacında yer alan Agora binası yaklaşık 80 metre uzunluğa sahip. Üç katlı olarak inşa edilen yapının doğu duvarının günümüzde yaklaşık 10,5 metrelik bölümü ayakta bulunuyor.
Anıtsal yapısıyla dikkat çeken Agora, kentin sosyal ve ekonomik yaşamına ilişkin önemli ipuçları taşıyor.

190 Kişilik Meclis Binası Gün Yüzüne Çıkarıldı
Aigai’nin dikkat çeken yapılarından biri de Bouleuterion, yani Meclis Binası.
24 metreye 14 metre ölçülerindeki yapı üç ana bölümden oluşuyor. İon düzenindeki altı sütunlu giriş bölümünün yanı sıra yaklaşık 190 kişi kapasiteli, 12 basamaklı bir oturma alanı bulunuyor.
Kazılar sırasında Bouleuterion içerisinde çok sayıda heykel parçası da bulundu. Bunlar arasında tanrıça Hestia Bollaia’ya ait heykelin yanı sıra, yapının inşasına katkı sağlayan Diaphenes-Antiphanes ailesinin üyelerine ait heykeller de yer alıyor.
Bazı heykellerin kaidelerinde bulunan yazıtlar ise eserlerin Pergamonlu heykeltıraş Hippias oğlu Menestratos tarafından yapıldığını ortaya koyuyor.

Et Ve Balık Pazarı: Macellum
Agora binasının doğusunda bulunan küçük meydanda ise Hellenlerin “Makellon”, Romalıların “Macellum” olarak adlandırdığı yapı yer alıyor.
Yaklaşık 8,56 metre çapındaki yapının balık veya et pazarı olarak kullanıldığı düşünülüyor. Dört basamaklı yapının bazı taş bloklarında Hellen alfabesine ait harflerin bulunması, taşların belirli bir plan doğrultusunda işlendiğini gösteriyor.
Yapının zemini ise ıslak mekân olarak kullanılmaya uygun şekilde düzenlenmiş ve yalıtım amacıyla kireç harcıyla kaplanmış.

Athena Kutsal Alanı Geçmişe Işık Tutuyor
Akropolisin batı köşesinde bulunan Athena Kutsal Alanı da Aigai’nin önemli yapıları arasında yer alıyor.
2017 yılında başlayan çalışmalarda alanda MÖ 7. ve 6. yüzyıllardan Geç Bizans Dönemi’ne kadar uzanan geniş bir zaman dilimine ait buluntulara ulaşıldı.
Kutsal alanın konumu ve mimari özellikleri, Pergamon’daki Athena Kutsal Alanı ile benzerlikler taşıyor.

Aigai’nin Tiyatrosu Da Tarihe Tanıklık Ediyor
Athena Kutsal Alanı terasının batısındaki doğal çanağa inşa edilen tiyatro, kentin kuzey rüzgarlarından korunacak şekilde konumlandırılmış.
MÖ 2. yüzyılın başlarında inşa edildiği düşünülen tiyatronun bazı bölümlerinde Pergamon mimarisiyle benzer özellikler görülüyor. MS 17 yılında meydana gelen depremin ardından yapıda değişiklikler gerçekleştirildiği ve yeni bir geçiş bölümünün eklendiği değerlendiriliyor.

Got Akınlarıyla Kent Terk Edildi
Yaklaşık bin yıl boyunca varlığını sürdüren Aigai’nin kaderi MS 3. yüzyılın ikinci yarısında değişti.
Bölgeyi etkileyen Got akınları sırasında kentin bilinçli şekilde terk edildiği düşünülüyor. Bizans Dönemi’nde ise Aigai’da daha küçük ölçekte bir yerleşim devam etti.
Bu dönemde yaşayanların, eski kentteki yeniden kullanılabilir veya satılabilir malzemeleri toplamak amacıyla yapıların bir bölümünü söktüğü ve enkazlarını karıştırdığı anlaşılıyor.
MS 12. ve 13. yüzyıllara tarihlenen bir kilise ile kentin farklı noktalarındaki basit mimari kalıntılar Bizans dönemindeki yerleşime ışık tutuyor.
MS 13. yüzyıldan sonra ise Aigai’da herhangi bir yerleşim faaliyetine rastlanmıyor.
Bugün Yunt Dağı’nın zirvelerinde ziyaretçilerini karşılayan Aigai, antik dönemin sosyal yaşamından ticaretine, mimarisinden ekonomisine kadar pek çok alanda geçmişe ışık tutan önemli bir arkeolojik alan olarak varlığını sürdürüyor.





