Son dönemde artan enflasyon ve harcamaları kontrol altına alma isteği, birçok vatandaşı kullanılmayan kredi kartlarını iptal etmeye yönlendiriyor. Ancak uzmanlar, bu adımın sanıldığı gibi finansal rahatlama sağlamadığını, aksine kredi notu üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirtiyor.
Risk artışı olarak değerlendiriliyor
Bankacılık sisteminde kredi notu hesaplanırken en önemli kriterlerden biri kredi kullanım oranı olarak öne çıkıyor. Toplam limitin düşmesiyle birlikte borçluluk oranı yükseliyor ve bu durum sistem tarafından risk artışı olarak değerlendiriliyor.
Örneğin, 200 bin TL toplam limiti olan bir kullanıcının 40 bin TL borcu bulunuyorsa, bu yüzde 20’lik sağlıklı bir oran anlamına geliyor. Ancak kartlardan birinin kapatılmasıyla limitin 100 bin TL’ye düşmesi, aynı borcun oranını yüzde 40 seviyesine çıkarıyor ve bu da kredi skoru üzerinde baskı oluşturuyor.
Bunun yanı sıra kredi geçmişinin uzunluğu da skoru belirleyen kritik unsurlar arasında yer alıyor. Uzun süredir kullanılan kartların kapatılması, finansal geçmişin kısalmasına neden olarak bankalar nezdinde güven algısını zayıflatabiliyor.
Limit kaybı ve kredi geçmişi riski
Kart kapatmanın bir diğer olumsuz etkisi ise ileride yaşanabilecek acil nakit ihtiyaçlarında ortaya çıkıyor. Kapatılan limitlerin yeniden aynı koşullarda geri kazanılması çoğu zaman mümkün olmuyor. Yeni başvurularda ise daha düşük limitler ya da ret kararlarıyla karşılaşılabiliyor.
Uzmanlar, kredi kartlarını tamamen kapatmak yerine alternatif yöntemlerin tercih edilmesini öneriyor. Aidatsız karta geçiş yapmak, limitleri düşürmek ya da kartı zaman zaman küçük harcamalarla aktif tutmak, kredi geçmişini korurken finansal disiplini de sağlamaya yardımcı olabiliyor.





