Manisa’nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde meydana gelen ve 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırının ardından Eğitim-İş Manisa tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Eğitim-İş üyeleri, Cumhuriyet Meydanı’ndan 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’na yürüyerek burada saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu.
Eğitim-İş Manisa 1 No’lu Şubesi adına açıklamayı Eğitim İş Hukuk Sekreteri Ferdi Çağtay yaptı. Çağtay, saldırının ardından okul güvenliğinden çocukların eğitimden kopmasına, bireysel silahlanmadan kamu kurumları arasındaki koordinasyona kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

“11 ÖĞRENCİMİZ YARALANDI”
Çağtay açıklamasında, Turgutlu’da yaşanan saldırıda 11 öğrencinin yaralandığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencimiz yaralandı. Evlerinden eğitim görmek için çıkan çocuklarımız, daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldı. Yaşananları daha da vahim hale getiren ise bu okulun güvenlik açısından 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Okulların çocuklarımız açısından ‘riskli alanlar’ olarak sınıflandırılmak zorunda kalması başlı başına ciddi bir sorundur. Ancak madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir.”
“YAZ TATİLİ BOYUNCA GEREKLİ TEDBİRLER ALINABİLİRDİ”
Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından iki aylık yaz tatilinin gerekli tedbirlerin alınması için değerlendirilebileceğini söyleyen Çağtay, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Üstelik bu olay, geçmişinde hiçbir uyarı bulunmayan bir tablonun sonucu değildir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından önümüzde iki aylık yaz tatili vardı. Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabilirdi. Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçerek güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzaladı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur.”
“7 BAKANLIK SORUMLULUĞUN ARKASINDA YAN YANA DURACAK MI?”
7 bakanlığın imzaladığı protokole de dikkat çeken Çağtay, “7 Bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır?” diye sordu.
Çağtay, “Artık ne yazık ki eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıklar ve siyasi iktidar topyekûn sorumludur” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLAR OKULDAN KOPARKEN NEREDEYDİNİZ?”
Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim sürecinin de ciddi sorular doğurduğunu belirten Çağtay, çocuğun açık liseye geçerek örgün eğitimden koptuğunu, daha sonra yeniden okula kayıt yaptırmasına rağmen bir hafta boyunca okula gelmediğini söyledi.

Çağtay, “Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocuklar okuldan koparken neredeydiniz?” diye sordu.
Çağtay açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyorsa, okulda kendisini değerli ve ait hissetmiyorsa, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir. Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. Mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili hâline geldiğidir. Mesele, bir çocuğun eline silah geçene kadar devletin hangi mekanizmalarının devrede olduğudur. Eğitimden uzaklaşan çocuğu kimin takip ettiği, sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaysa ona kimin ulaştığı, ailesi desteğe ihtiyaç duyuyorsa hangi kurumun o kapıyı çaldığıdır. Şiddet riski ortaya çıktığında okulun, ailenin, sosyal hizmetlerin, sağlık sisteminin ve güvenlik birimlerinin birbirinden haberdar olup olmadığıdır. Ve bütün bunların sonunda mesele, bir çocuğun bir ateşli silaha nasıl ulaşabildiğidir. İşte biz buna çocuk güvenliği diyoruz.”
BAKANLIKLARA TEK TEK SORULAR
Protokolün altında imzası bulunan bütün bakanlıklara seslenen Çağtay, “Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?” diye sordu.
Milli Eğitim Bakanlığına yönelik sorularını da sıralayan Çağtay, şöyle konuştu: “Millî Eğitim Bakanlığına soruyoruz: Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için neden etkili mekanizmalar işletilmiyor? Eğitimden uzaklaşan çocuğu yeniden kazanmak da kamunun sorumluluğudur.”
“RİSK ALTINDAKİ ÇOCUKLAR OLAY YAŞANMADAN TESPİT EDİLMELİ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına da çağrıda bulunan Çağtay, risk altındaki çocukların olay yaşanmadan önce tespit edilmesi gerektiğini belirtti.
Çağtay, “Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sistemi gereklidir. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocuklar takip edilmelidir. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizması kurulmalıdır” dedi.
“BİREYSEL SİLAHLANMANIN YARATTIĞI TEHLİKEYİ GÖRMEZDEN GELEMEYİZ”
İçişleri Bakanlığına da seslenen Çağtay, bireysel silahlanma konusuna dikkat çekerek şöyle konuştu: “Türkiye’de bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Ancak mesele yalnızca bireysel silahlanma değildir. Temel soru şudur: Bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi?”
“7 İMZA ATTINIZ; ŞİMDİ GÖREV ALANINIZIN HESABINI VERİN”
İmzalanan protokolün tek başına yeterli olmadığını belirten Çağtay, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Protokol imzalamak sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Protokol ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin.”
“ÇOCUK GÜVENLİĞİ YALNIZCA POLİSİYE TEDBİRLERLE SAĞLANAMAZ”
Turgutlu’daki saldırıda 11 çocuğun yaralandığını hatırlatan Çağtay, çocukların ve ailelerinin yaşadığı korku ve travmanın takipçisi olacaklarını söyledi.
“Biz çocuklarımızın ne şiddetin mağduru ne de şiddetin faili olmasını istiyoruz” diyen Çağtay, bunun çocukları yalnızca sorun ortaya çıktığında hatırlamayan, hayatlarının her aşamasında takip eden güçlü bir kamu sistemiyle mümkün olabileceğini ifade etti.
Çağtay, okul güvenliğinin yalnızca polisiye tedbirlerle açıklanmasını doğru bulmadıklarını belirterek şu talepleri sıraladı: “Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli; çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir.”
“GÜVENLİ OKUL SADECE KAPISINDA GÜVENLİK GÖREVLİSİ BULUNAN OKUL DEĞİLDİR”
Güvenli okul kavramının yalnızca fiziki güvenlik tedbirleriyle sınırlı olmadığını belirten Çağtay, “Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği; öğretmeninin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu; zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği; yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur” dedi.
Çağtay, “Kısacası çözüm, çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, bir bütün olarak gören kamusal politikalardadır” ifadelerini kullandı.
“SORUMLULUĞU BİRBİRİNİZİN ÜZERİNE BIRAKMAYIN”
Protokole imza atan bakanlıklara çağrısını yineleyen Çağtay, “Sorumluluğu birbirinizin üzerine bırakmayın, müfettiş görevlendirmekle yetinmeyin” dedi.
Çağtay, çocukların yaşamını kaybetmesinin ardından müdahale eden değil, riskleri önceden gören bir kamu düzeni istediklerini belirterek şöyle konuştu: “Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan ve ölmeden önce riski gören; çocuk eğitimden uzaklaştığında dosyasını kapatan değil kapısını çalan; aile sorun yaşadığında yalnız bırakan değil destekleyen; şiddet riski ortaya çıktığında kurumların birlikte harekete geçtiği bir kamu düzeni istiyoruz.”
“GÜVENLİ OKUL, SAĞLIKLI EĞİTİM”
Manisa’da yaralanan 11 öğrenciye acil şifa dileyen Çağtay, ailelerin, arkadaşların ve öğretmenlerin yanında olduklarını söyledi.
Eğitim-İş olarak eğitimde şiddetin normalleştirilmesine ve okulların şiddet, korku ve suçun adresi haline getirilmesine karşı ülkenin farklı noktalarında alanlarda olduklarını belirten Çağtay, “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” taleplerini yükselttiklerini ifade etti.
Çağtay, “Okullarımızda siyah giyiniyor, üç gün boyunca yakalarımıza kokartlarımızı takıyoruz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar bu meseleyi gündemde tutmaya, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz” dedi.
“HİÇBİR ÇOCUK OKUL YOLUNDA KURŞUNLARLA KARŞILAŞMAMALI”
Açıklamasının son bölümünde çocukların okul yolunda güven içinde olması gerektiğini vurgulayan Çağtay, “Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır” diye konuştu.
Sorularının yanıtlanmasını ve çocukları koruyacak politikaların hayata geçirilmesini isteyen Çağtay, “Ve bunun takipçisi olacağız” dedi.
Çağtay açıklamasını, “En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumlularına ‘istifa’ diyoruz!” sözleriyle tamamladı.





