Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Carolina eyaletinde yaşayan Jewel Shuping isimli genç kadın, sıradışı bir hikâyenin başkahramanı oldu. Görme yetisi tamamen yerindeyken, yıllarca kendisini kör biri gibi hissettiğini söyleyen Shuping, çocukluk çağlarından itibaren körlükle ilgili hayaller kurmaya başladı. Zamanla bu hayal, psikolojik bir takıntıya, hatta fiziksel bir müdahaleye dönüştü.
"Gören biri olarak doğdum ama asla öyle hissetmedim"
Shuping, yaşadığı psikolojik rahatsızlık nedeniyle kendisini gören biri olarak değil, görme engelli biri olarak tanımlıyordu. Henüz ergenlik dönemindeyken bastonla yürümeye, karanlıkta dolaşmaya ve Braille alfabesini öğrenmeye başladı. Her geçen yıl, bu his daha da derinleşti. Zihninde, kör bir yaşamın kendisi için “daha doğru bir gerçeklik” olduğuna inanıyordu.
Radikal karar: Gözlerine kimyasal döktü
2006 yılında Shuping, bir uzman desteğiyle (iddialara göre bir terapistin bilgisi dâhilinde) gözlerine yoğun etkili bir kimyasal madde damlattı. Kaynaklar, bu maddenin lavabo açıcı veya çamaşır suyu olabileceğini belirtiyor. Bu müdahale sonucunda gözlerinde ciddi yanıklar oluştu. Olaydan kısa süre sonra hastaneye kaldırıldı, ancak tüm müdahalelere rağmen görme yetisi geri döndürülemedi. Gözlerini tamamen kaybetti.
"Artık kim olduğumu hissediyorum"
Shuping, kör kaldıktan sonra yaptığı açıklamalarda bu karardan pişman olmadığını defalarca vurguladı. Kendini ilk kez ait olduğu bedende gibi hissettiğini söyleyen kadın, “Şimdi tamamlanmış hissediyorum. Önceden bedenimle çelişen bir gerçeklikte yaşıyordum” dedi.
BIID Sendromu Nedir?
Shuping’in yaşadığı bu durum, tıpta "Body Integrity Identity Disorder" (Beden Bütünlüğü Kimlik Bozukluğu) olarak bilinen bir rahatsızlıkla açıklanıyor. Bu bozukluk, kişinin vücudundaki sağlıklı bir uzvu ya da duyuyu yabancı gibi görmesiyle karakterize ediliyor. Bazı kişiler, kol ya da bacağını istemezken; bazıları görme ya da işitme gibi temel duyulara karşı da aynı yabancılığı hissedebiliyor.
Kendi kararıyla, karanlık bir dünyaya adım attı
Jewel Shuping’in hikâyesi, bedenin değil zihnin yarattığı engellerin de ne kadar güçlü olabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek. Kimi için akıl almaz, kimi için anlaşılır olmayan bu hikâye; psikolojinin sınırlarını, bireysel iradenin gücünü ve toplumsal algıların keskinliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.