Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin önemli bir karara imza attı. Mahkeme, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın diğer eşten mali gücü oranında “süresiz olarak” nafaka isteyebilmesine imkan tanıyan düzenlemedeki bu ifadeyi iptal etti.
Karar, 4 Haziran 2026 tarihinde verildi ve 30 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM, düzenlemenin hemen yürürlükten kalkması halinde oluşabilecek hukuki boşluğu dikkate alarak iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.
'Süresiz Olarak' İfadesi Kaldırıldı
Antalya 12. Aile Mahkemesi, boşanma davasında uygulanacak bu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal isteminde bulundu.
Başvuruyu esastan inceleyen Anayasa Mahkemesi, düzenlemedeki “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’nın 2, 5, 10, 20, 35 ve 41. maddeleri yönünden incelenmesine karar verdi.
Yüksek Mahkeme kararında, karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün genellikle belirli sürelerle sınırlandırıldığı, bazı hukuk sistemlerinde ise toplu ödeme veya istisnai olarak ömür boyu ödeme imkanının bulunduğu belirtildi.
Kararda, Türk hukukunda da nafakanın miktarı ve süresinin belirlenmesinde tarafların ekonomik ve kişisel durumlarının dikkate alınması gerektiğine işaret edildi.
Anayasa Mahkemesi, boşanma sonrasında yoksulluğa düşen tarafın korunmasının devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, bu korumanın her durumda süresiz nafaka ödenmesini zorunlu kılmadığı değerlendirmesinde bulundu.
Kararda, evlilik birliğinin sona ermesinin ardından tarafların hayatlarını yeniden kurabilmeleri, çalışma imkanları, ekonomik durumları ve nafaka ihtiyacının devam edip etmediği gibi unsurların dikkate alınması gerektiği vurgulandı.
AYM, mevcut düzenlemenin boşanma sonrasında yoksulluğa düşen tarafın ekonomik olarak korunmasını amaçladığını kabul ederken, nafaka yükümlülüğünün koşullar değişse dahi herhangi bir süre sınırı olmaksızın devam edebilmesine imkan tanınmasının taraflar arasındaki hak ve menfaat dengesini bozabileceğine dikkat çekti.
Kararda, nafaka yükümlüsünün yeniden evlenmesi, evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması veya taraflardan birinin ölümü gibi durumlarda nafaka yükümlülüğünün sona erebildiği hatırlatıldı.
Bununla birlikte, bu haller gerçekleşmediği sürece yükümlülüğün devam etmesinin bazı durumlarda tarafların hayatlarını yeniden kurmalarını zorlaştırabileceği belirtildi.
Mahkeme, bu nedenle boşanma sonrasında yoksulluğa düşen taraf lehine nafaka ödenmesinin kural olarak belirli koşullarla sınırlandırılabilmesi gerektiği sonucuna vardı.





