Manisa’nın Demirci ilçesinde günlük konuşmalarda kullanılan bazı kelimeler, ilk kez duyanları şaşırtıyor. “Gari”, “gofurlanmak”, “buldumcuk”, “dümbürdüdük” ve “ayran ağızlı” gibi sözcükler, ilçenin kendine özgü ağız özellikleri arasında yer alıyor. Bazı kelimelerin anlamı ise ilk bakışta tahmin edilenden oldukça farklı. Demirci’nin emektar hekimi Dr. Mesut Ersönmez tarafından yıllardır derlenen bu sözcükler, “Demirci’de Sözcükler” çalışmasında kayıt altına alındı.

Demirci’nin Kelimeleri Tek Tek Kayıt Altına Alındı

Dr. Mesut Ersönmez’in yıllardır sürdürdüğü çalışma yalnızca kelimelerin anlamlarını kapsamıyor. Demirci ağzı, ilçede kullanılan lakaplar ve adlar ile yöredeki yer adları da çalışmada bir araya getiriliyor.

Ersönmez, 1965 yılından bu yana derlediği kelimeleri yıllar içinde geliştirerek çalışmasını kapsamlı bir hale getirdi. İlk kez 2011 yılında yayımlanan “Demirci’de Sözcükler” eseri, daha sonraki yıllarda güncellenerek gelecek kuşaklara aktarılmaya devam etti.

“Gofurlanmak, Buldumcuk..."

Çalışmada yer alan bazı kelimeler, Demirci dışında yaşayanların anlamını ilk duyduğunda kolayca çıkaramayacağı ifadelerden oluşuyor. “Gofurlanmak” hava atmak, adamlık taslamak veya kasılmak anlamına geliyor. “Buldumcuk” ise sonradan görme, burnu büyük, görgüsüz ve “ne oldum delisi” kişiler için kullanılan bir ifade olarak yer alıyor.

“Dümbürdüdük”; ukalâ, yaygaracı, abartıcı ve dedikoducu kişiler için kullanılırken, “ayran ağızlı” sözü boşboğaz, sır tutamayan ve güvenilmeyen kişiler için söyleniyor.

Bazı kelimelerin anlamı ilk duyulduğunda anlaşılmıyor

Demirci’ye özgü sözcükler arasında günlük hayattan dikkat çekici ifadeler de bulunuyor.

“Çileñ yimek” yağmurda ıslanmak anlamına gelirken, “diz kapağına vurmak” birine kazık atmak veya yüksek fiyatla kandırmak anlamında kullanılıyor.

“Alacakör” ise gün batımı ile akşam karanlığı arasında görüşün azaldığı hafif karanlık zamanı ifade ediyor.

“Böğü” zehirli büyük örümcek, “cavcav” hindi, “aydeş” çelimsiz, zayıf veya hastalıklı kişi anlamında kullanılıyor.

İşte Demirci'nin sözcükleri...

A

abah yazıklanma ifadesi; vah, aman

abay şaşkınlık ifadesi; ay, amanın

abba 1- acınma ifadesi; vah, aman 2‑ bıkkınlık ifadesi; of, aman

abınmak : 1- abanmak, yaslanmak 2- apışmak

abırdos dağınık, kaba, giyimi özensiz

acık azıcık, biraz, pek az

acık çıka[r]ttırmak hınç çıkarttırmak, öç almak

acıkdan az sonra, birazdan

açık boyacı açıkça söyleyen, lafını sakınmayan, doğrucu, dobra

agıl tagıl ıvır zıvır, öteberi

ağzınna ilik ağzına kadar (dolu ol­mak), ağzınca (bkz: tıkış depiş)

ak çapa dar ağızlı uzun çapa

akgın 1- işleri yolunda 2- akıcı, seri

a’[k]lı ırılmak aklı başından gitmek

akyaveş uyuşuk, ağırkanlı

alacakör gün batımı ile akşam karanlığı arasındaki görüş uzaklığının azaldığı hafif karanlık

alaf alev, alev sıcaklığı

alaf a[l]mak 1- ateş almak, tutuşmak 2- telaşlanmak

alaf attırmak 1- sıcaklığı çok artmak 2- pis kokmak, osurmak

alağış kargaşa, kalabalık, hareketlilik (Ar. âlâyiş: gösteriş, tantana)

aldañgaç meme yalancı emzik

a’lâmak 1- ayıklamak 2- devşirmek

a’leşdirmek kördüğümü açmak, çöz­mek

alay peley (bkz: alaz pelez)

alaz pelez belli belirsiz, bulanık, silik

aley aley alacalı, yer yer görülen renk değişimi

aley aley o[l]mak kızarıp bozarmak

alfa’[t]ma hatmi çiçeği

almelenmiş, al(l ince okunur)meli cıvıklaşmış, cıvımış, yumuşamış, kıvamı bozulmuş (helmelenmek’ten)

ananagına endirmek (anadan doğma bırakmak) rakibin gücünü tüketmek, pes ettirmek, iflas ettirmek

andaçyaka karşı yamaç, karşı yaka (annaç – alnaç : karşı)

andık 1- sırtlan 2- anlayışsız, kaba, hödük

añgazına garezine, inadına, aksine, düşmanca, sinirlendirmek için

añnanmak uzanmak, yan gelip yatmak, tembellik etmek

apar’[t]mak fırlayıp koşmak, koşarak peşine düşmek

apbak, apbacık ak-pak, akça-pakça, temiz, pürüzsüz, pırıl pırıl

apışma kale hedefteki taşı taşla vurma ve kaydırma oyunu (el büyüklüğünde yassı taşlarla oynanır, atışta bacaklar yana açılır-apışmak-)

a[r]daradan karmaşadan yararlanarak, umulmadık anda, kendini gizleyerek

a[r]dılmak 1- asılmak, asılı kalmak 2- ısrar etmek, üstelemek

a[r]dmak asmak, asılı bırakmak, sarkıtmak

a[r]tı’[k]la[r] boşuna, işe yaramaz (bkz: delleci[y]ne)

aşa yel lodos (aşağıdan-güney batıdan- esen rüzgar)

aşaşlık pişirilecek yiyecekler, erzak

aşdan az sonra (bkz: acıkdan)

avalos gavalos değiş tokuş(çu) (Yun. avalos: takas)

avara işe yaramaz, adi, bozuk, yoz, hasta

avkalamak hırpalamak, sarsmak

avur zavur ıvır zıvır, falan filan

avur zavur e’[t]mek boş konuşmak, lafı gevelemek, ba­hane bulmak, yokuşa sürmek

ayakaşı asker çıkarılan eve gönderilen yemek, asker çıkarılışında yenen yemek

ayda sadakda arada bir, çok seyrek, ayda yılda bir

aydeş çelimsiz, zayıf, hastalıklı

ayran ağızlı boşboğaz, sır tutamayan, güvenilmez

ayran gönüllü dengesiz, daldan dala konan, hercai, kararsız

ayvadana karın ağrısı ve ishalde çay gibi pişirilip içilen bitki, civan perçemi

B

babıç yuluğu gibi 1- pabuç gibi, iri, kocaman 2- çok eski, kirli (bkz: yuluk)

babıldamak dili dolaşmak (bkz. levürdemek)

bacagaşı (baca kaşı) ocağın üst tarafında bacanın iki yanındaki kibrit, lamba vs. konan rafçık

bağıl bağıl bollum bollum, katmer katmer, bıngıl bıngıl

bakanak o[l]mak gözetmek, kollamak, korumak

bakırı bakır rengi

bambal hımbıl, miskin, üşengeç

baş dışara, baş dışarı : 1- fazladan kazanç, beleş, avanta 2- kayıt dışı, söylenmeyen çıkar

bayabildiñ 1- aşağı yukarı, tahminen 2‑ sahiden, gerçekten

bayadır çoktandır, epeydir

bayazaman alışılageldiği gibi, hep olduğu gibi

bazar e’[k]mey (pazar ekmeği) çarşı fırınından alınan beyaz ekmek

bece’lemek becermek, icabına bakmak, üstesinden gelmek

bedel kocası ölen varlıklı kadının evlenerek yanına aldığı, ölen eşin yerini alan (bedeli olan) yeni eş (Ateş Bedeli, Sabri Bedeli)

beketmek, beke’[t]mek kapatmak, örtmek

beleñarı belli belirsiz, yarım yamalak, şöyle böyle, hayal meyal

belezahmet 1- bir zahmet, zahmet olacak 2‑ zahmetle, zorlukla

beliñ uçuk, korku ya da sıkıntıdan çıktığına inanılan dudak uçuğu (sivilce, bere, leke)

beliñlemek korkudan dudağında uçuk çıkmak (K.M. hayvanın ürküp kaçması)

bencik 1- hep kendinden söz eden, kendini beğenmiş, ben ben diye konuşan 2- derideki küçük ben, alerji belirtisi sivilce

be[r]be[r] demiri başparmakla basılarak açılan kapı sapı

be’[rt]me, be[rt]ik eklem şişmesi, şiş

bıcırgan 1- yapışkan yabani başak (bkz: iğilcen) 2‑ kaşıntılı kabarcık, küçük sivilceler

bıkanak, bukanak bükülme yeri, eklem

bıkıldak eklem (bkz: bıkanak)

bıkmak, pıkmak bükmek, burkmak, kıvırmak

bıyı’[lt]mak bayılmak, kendinden geçmek

bide pide (Yun. pide)

bigereme habire, devamlı

biñgeçmek, biñgeşmek 1- üst üste binmek 2- kas gerginliği, kas ağrısı, kulunç

bi’[t]li helva susamlı helva

biyo, buyo, buyu 1- bir kere (biyol), 2‑ hele

biyosunda bir keresinde

bokdan, bokdana mahsuscuktan, şakacıktan, laf olsun diye

boygönek kadın iç çamaşırı uzun iç entarisi

bö[ğ]n bu gün

bö[ğ]ttürmek haşlamak, hafifçe pişirmek

böğü zehirli büyük örümcek (K.M. bög)

buğuz ba[ğ]lamak kin bağlamak

buldumcuk sonradan görme, burnu büyük, görgüsüz, ne oldum delisi

buley, buleydi bâri, hiç olmazsa

buñ bungunluk, bunaltı, sıkıntı

buñgun bunaltıcı, sıkıcı, ağır, yorgun, bitkin

buyu biyol (bkz: biyo)

bündürgeç bürünülen iğreti giysi, komşuya giderken kadınların giydiği gündelik çarşaf (bkz: garalık)

büzükdeş kafadar, oyun eğlence arkadaşı

C

can elemeti can havli, ölüm korkusu, büyük korku (Ar. alâmet: belirti, iz)

canı acık tez canlı, sabırsız, en küçük sıkıntıya bile dayanamayan

cavcav hindi

cavcık cuvcuk vıcık vıcık, ezik, sulu

ceñ ceñ gonuşmak ukalâca konuşup durmak

ce[r]ge çalı çırpıdan yapılan kulübecik (çerge: çingene çadırı)

cep suyu kurbanda ayrılan kemiklerin çömlekte pişirilince çıkan suyu (celep: hayvan ticaretini yapan kişi)

cıba[r] çocuk

cıbareşi plasenta, anne karnında bebeğin beslenmesini sağlayan organ

cıbareşi çıkmak çok sıkıntı çekmek, acıyla kıvranmak

cımcırık sırsıklam

cıñgıl cıñgıl 1- çok sulu 2- cılk

cırmı’[k]lamak tırmalamak, tırnakla çizmek

cimbi cımbız

cingen cebe (cebeste) ayak takımı, serseri, cibilliyetsiz

cinibis cinsi bozuk, art niyetli, kötü kişi

combalak takla

concoloz koncolos, öcü, umacı

Ç

çağa, çav taşak

çağıl harçsız örülen bahçe duvarı

çakıldak hayvanın tüylerine yapışıp kurumuş dışkı topağı

çalık yara izi

çapıt 1- çaput, bez 2- yoğurdun kaymağı

ça[r]kına sıçmak, okumak rezil etmek, iyice benzetmek

çaşır dağlarda yetişen püsküllü ve düğmeli türü olan sapı yenen; püsküllü kısmından yemek yapılan özel kokusu ve tadı olan bitki

çeşni sulamaksızın yetiştirilen sebze

çe’[t]lemek çitlembik

çıkım çı’[k]mak 1- çıkışmak, azarlamak 2- para toplamak, masrafa katılmak (bkz: herefene)

çımkırmak acıyla haykırmak, üzüntüden yüksek sesle ağlamak

çınıgırık cam kırığı, cam eşya (çini kırığı)

çıtır pıtır patlayıcı tablet; bağlarda çakal domuz korkutmak için kullanılan delikli demire uygun çivi düzeneği ile patlatılan ses çıkaran kükürtlü patlayıcı

çiğin omuz

çiğir birikmiş karda açılan yol

çiğnet baklava börek dilimi

çiğnibaşı omuz başı

çildirgi davul çomağı

çileñ çilenti

çileñ yimek yağmurda ıslanmak

çona kalça, çanak kemiği

çömbüldek döner tahterevalli

çöñgüldek 1- dingildek (bkz: dingildek), virane, harap, döküntü 2‑ tahterevalli (bkz: çömbüldek)

çöpleñaltı saçak altı, sığınılacak yer

çöydürmek işemek (tuvalet bulunmayan yerde)

çumpasız çulsuz, pasaklı, özensiz

çürşane tembel, pasaklı, döküntü (bkz: yuluk)

D

dadımık 1- lezzetsiz, yavan, nahoş 2‑ keyifsiz, tadı kaçmış

dama[r] biñgeşliği damar sıkışması, sinir-damar gerilmesi, kas sıkıştırması (bkz: biñgeçmek, biñgeşmek)

dana topaç

dardmak sarsmak, kavga etmek (bkz: avkalamak)

daşa[ğı]na su serpmek pohpohlamak, yağ çekmek, övmek

dayak destek sopası, dayanak

dayday vızıltılı böcek, sivrisinek

dayı güzel, hoş

dayı dur kendine gel, uslu dur, sakin ol

de bakam (bkz: hedi bakam)

de baken 1- “hadi ordan” gibi hafif azarlama sözü 2- “dikkatli ol” anlamında söylenir

de biyo (bkz: hedeñ biyo, hedi biyo)

de gañ 1- haydi artık (bkz: de gari ) 2- aman ha, sakın ha

de gari haydi artık

de gidi de 1- amma yaptın, vah vah 2‑ hey gidi hey

de len de[h] hadi canım sende

debe[r]mek depreşmek

dede çoma[ğı] değnek

dedima dedimdedi, ısrarcı, hep aynı şeyi söyleyip duran

de[ğ]ndi ha 1- sakın ha 2- haydi bakalım

de’[nk]nemek nişan almak (K.M. teñĝlēmēk: dengelemek, denk olmak)

delâ (deli ağa) şakacı saf kişilere veya delikanlıya şaka yollu takılma ifadesi

delleci[y]ne ücretsiz, boşuna, laf olsun diye

denek Salı

denk dur 1- uslu dur, kendine hakim ol 2- hazır ol, uyanık ol, sıkı dur

dere yerimi dere yatağı, dereye inen vadicik

deredebane küçük yumru kökleri çiğ yenen otsu bitki

desdey oyun havasındaki nağra

destemen bekçi

dıgalı, dığalı alımlı, gösterişli, havalı

dığdığ halı çözgüsü hazırlanırken yapılan sırt örgüsü

dığdığının dığdığı uzaktan ilişkili, hesaba katmaya değmeyen, önemsiz

dımbırala[r] gibi şişmek davul gibi şişmek, karnı gerilmek, sindirim zorluğu çekmek (bkz: ürülmek)

dırnak gaşımak (tırnak kaşımak) başkalarının kavgaya tutuşmasına yol açıp karşıdan izlemek, kavgaya tutuşturmaktan zevk almak (başparmak tırnakları birbirine sürterek gösterilir)

dışa gi’[t]mek amacını ve niyetini belli etmemek; gittiği yeri açıkça söylememek için kullanılır (dışa gitti, dışta, dışta işim ma, dışa gidenin işi belli o[l]maz vb şeklinde kullanılır)

didmek didiklemek, tel tel ayırmak, parçalara ayırmak

diguk 1- kuş taklidi seslenme 2- nanik 3- dolandırıp kaçma

din iplikçik, iplik ucu, örgüyü oluşturan iplik (çorap kaçmasını, iplik kopmasını anlatmak için “din kaçtı” biçiminde söylenir)

dingildek iğreti, sallantılı, kaypak, sözünde durmaz

dirgi 1- diri, dinç, güçlü, sağlıklı, sağlam 2‑ bütün, parçalanmamış

diyah hayret ifadesi; vay be

diydirmek sızdırmak, fışkırmak

diyen diyo neredeyse (olmak, etmek vb) üzere

diyo üzere (eden diyo etmek üzere)

diz kapa[ğı]na vurmak kazık atmak, yüksek fiyatla kandırmak

dokuz kiremit üst üste yığlı avuç içi büyüklüğünde kiremit parçalarını bezden yapılmış bir top ile vurma ve kovalamaca oyunu

domalan yumurta

domalan aşı çaşırlı pilav (bkz: çaşır)

domalan ye! ısrara rağmen yemek yemeyene (bok ye! dememek için) sitemle söylenir

dongurdak yumru, kabarcık, tomurcuk

döllem döşem iri yarı, heybetli, şişman (bkz: bağıl bağıl)

dömbüldek dümbelek

dörelenmek dolaşmak, dönüp durmak

dörmek ayakta dolaşarak yorucu iş görmek

du’[t]maç tutmaç nohutlu hamur yemeği

dulcuk çok bilmiş, büyümüş de küçülmüş, ukala

dumağı nezle (K.M. tumāgu)

duru 1- berrak 2- sıvı, sulu

düdü kılıbık

düğül üzüm salkımının bir dalcığı

dümbürdüdük ukalâ, yaygaracı, abartıcı, dedikoducu

dümbürdüdük e’[t]mek ukalâlık etmek, yaygara etmek

düne, düneşir uyuşuk, beceriksiz, hamarat olmayan, hımbıl, miskin

dürü’[d]mek uydurmak, yalan üretmek, kafadan atmak

E

ebe[r]mek getirmek, beri getirmek, iletmek

edinve[r]mek takılı kalmak, üstelemek

efesaki, efeseki (konuşmak) yüzeysel konuşmak, gerçekleşmeyecek olanı abartmak (Ar. âfâkî: 1- havâî, dereden tepeden söz 2- objektif, nesnel)

eğe[r]nosuñ (eğer ne olsun) “görürsün bak” gibi söylenen yarı tehdit ifadesi

eğret iğreti, geçici

eğsi söndürülmüş yanık odun

el tavası olmak 1- takdir edilmeden ücretsiz kullanılmak, oyalayıcı kullanılmak 2- elin maskarası olmak

el ula[ğı] el altında, kullanışlı, hazır yardımcı (bkz: ulantılı)

el yesiri olmak çaresiz boyun eğmek, mecbur olmak, zavallı olmak

elemfelâya ve[r]mek ortalığı ayağa kaldırmak, yaygara etmek, herkese duyurmak, abartılı bağırmak (bkz: dümbürdüdük e’[t]mek)

eleşame telaşlı konuşan

eli olçun becerikli, eli işe yaraşır, pratik

ellâk oynak çeneli, dönek

elle[r] bo’[k]la[r] deñişdi 1- her şey yeni baştan (oyunda yeni düzen kurulurken söylenir) 2‑ eski çamlar bardak oldu, anlayışlar değişti, işlerin şekli değişti

elpimek seğirmek, yüreği çarpmak

emik kafanın tepe noktası, beyin, bıngıldak (K.M. ümgük: kafatasının yumuşak kısmı, bıngıldak)

emiş garış (olmak, etmek) birbirine karışmak, karıştırmak, harmanlamak

emişik gereğinden çok su emmiş yemek, yapışık, lapa gibi (teleme karşıtı, bkz. teleme)

emsiz beceriksiz, çapsız, mıymıntı

eñki o şey, elindeki, söz konusu şey, “nañkı, nakısı” (hangi, hangisi) sorusunun yanıtı

eñkilce, eñkince o şekilde, bu biçimde, öyle, öylece

erik gurug o[l]mak (erimiş, kurumuş, tükenmiş) boşa gitmek, harcanmak, eldekini de yitirmek

erilce askıntı, asalak, asalak sinek

eriş halının iskeletini oluşturan pamuk ip

e[r]nik gevşek, yumuşak, ezik, lifleşmiş, doku özelliğini yitirmiş

esalet bilinçli olarak, özellikle, kasıtlı, bile bile

eşek götü ga’[t]me[r] gülü hatmi çiçeği (bkz: alfa’[t]ma)

eşek yımırtası insanlık bilmeyen görgüsüz, sevimsiz hödük

eşşö[y]le oh şöyle

et bölünmesi kas ezilmesi, kas yırtılması

et e’[t]mek pestilini çıkarmak, yerden yere vurmak, rezil etmek

et kesmesi aşırı çalışmaya bağlı kas ağrısı

etcin, etcil mantar

eve’[k]lemek acele etmek, çabuk davranmak, telaş göstermek (K.M. ęweklik)

evin öz, çekirdek, iç

ey de, ey de biyo dinle bak, bana kulak ver, buraya bak, beri bak

eyef kağnı urganı bağlamaya yardımcı halka

ezi köşe, dönemeç, dirsek

F

falfara savruk, dağınık

feldir feles 1- palas pandıras, apar topar 2‑ karman çorman, dağınık
(Far. pelâs-pâre: eski püskü, yırtık pırtık)

feldir füldür (bkz: feldir feles 2)

fildirde’[t]mek fırlatıp atmak

fur aşara fur yokara vur aşağıya vur yukarıya, altı üstü, yaklaşık olarak

G

gaba[r]gın kabarıkça, kabarmış

gabak sübek boş laflar, ıvır zıvır (bkz: a[r]tı’[k]la[r])

gaba’[rt]lamak 1- kabartmak 2- açlık bastıracak kadar atıştırmak

gabcı’[k]lamak meyvenin dış kabuğunu soy­mak (cevizin yeşil dış kabuğu için)

gabık 1- kabuk 2- görgüsüz, kaba, acımasız, eli sıkı (bkz. eşek yımırtası)

gabirme’[t]li uğursuz, kötü kalpli, geberesice, aksi, hınzır, lanetli

gabsak sapsız geniş sepet

gaç hedi gaç “amma yaptın ha”, “böyle yapılır mı”, “bu da olur mu” ifadeleri kulanılmadan söylenen itiraz ve sitem sözü

gaggaz aksi, inatçı

gahri kahırla, istemeye istemeye, gönülsüz

galan artık (bkz: gan, gari)

galem çengeli bakır pası

gali çelik çomak oyunu

gallemgaş gayabaş sallana oyalana, ağır­canlı

gan artık (bkz: gari)

ganare 1- kanara, kesilen hayvanın kanının akıtıldığı çukur (Ar. kınnâre: mezbaha, kesimevi) 2‑ beceriksizliği ifade etmede; şaka yollu küçümseme, alay için söylenir (bkz: emsiz)

gandag sulak toprak, ekime elverişli sulak arazi (suya kanmış > kandak > gandag)

gañgımak zıplamak, sıçramak

ga[r]nı bö[ğ]celenmek (karnı böceklenmek) içine kurt düşmek, kuşku duymak, işkillenmek

ga[r]nı düğülmek içi kıyılmak, karın ağrısı çekmek (bkz: içi uğunmak)

ga[r]nı gaba[r]mak (karnı kabarmak) 1‑ bulantı hissetmek 2- üzüntü duymak, yüreği ağzına gelmek, heyecanlanmak

ga[r]nı gara börülce

ga[r]nıña kepek vur ne halin varsa gör, avucunu yala, çatla emi

gara çapa geniş ağızlı çapa

gara sarılık ağır sarılık tablosu olan ölümcül hastalık

gara zoruna 1- güç bela, pek zorlukla 2‑ istemeye istemeye

gara[r]ca kararınca, kararı kadar, yeteri kadar, ortalama

garagın kararmış, kararan, kapanan (kapalı hava, asık surat)

garagullukcu (karakullukçu) ağır işçi, amele

garalık komşuya giderken kadınların giydiği gündelik çarşaf (bkz: bündürgeç, zar)

gardı bıktırdı, elverdi, baydı (K.M. qardı: boğdu, sıktı, taştı)

ga[r]ga düvley eşek hıyarı (karga düvleği)

gari gayri, artık

gavara palavra (bkz: lavara)

gavcarın mektabı gürültüden söz anlaşılmayan ortam, herkesin aynı anda bağırarak konuştuğu ortam, kargaşa

gavcı’[k]lamak avuçlamak

gâvır düğümü sıkı düğüm, çözmesi zor düğüm

gâvır küfürü (havaryo) baharda (Gayri Müslimlerin bayramını taklit ederek, karşılık olarak) ateş yakıp boyanmış yumurta dövüştürme, burada söylenen mani:

İlleñ gâvır küfürü

Gâvırın götüne üfürüñ

Gâvır gâvır pa’[t]lan gâvır

Çık yokara ha[r]man savır

İn aşara yımırta dovur

Havaryooo…

gavız çekirdeksiz meyva, cılız, gelişmemiş

gavzamak korumak, kollamak

gayarı gırılmak gayreti kırılmak, morali bozulmak, hevesini yitirmek

gayır iri taneli kum

gayırlamak kumla sürterek kap kacak temizlemek (bkz: gayır)

gayırmak kaygılanmak, üzülmek (K.M. qaygurdı: kaygılandı)

gayır babam gayır kaygılan dur, habire üzül

gayrak yassı düzgün taş

geberik ölgün, işe yaramaz

gebre hayvan tımarında kullanılan çul eldiven

gelbere fırın içinde kömür çekmeğe yarayan araç, kum ve kireç karıştırmakta da kullanılır

gelep halı ipi çilesi

geñ ekilmemiş arazi, işlenmemiş toprak, dinlenmeye bırakılmış toprak (daha bol ürün almak için) , harap toprak (bkz: harap)

geñzine üfürmek kızdırmak, aksi konuşmak, sinirlendirmek

gerelti görmeye engel olan; perde, örtü, gölge yapan şey

gevgene boşboğaz, çalçene

gevmek çiğnemek, ısırmaya çalışmak, gevelemek

geygi giysi

gıftı’[k]lanmak 1- amaçsız oyalanmak, verimsiz çabalamak 2- yerinde duramamak, sırnaşmak, kıvranmak, ilgi çekmek için çabalamak

gıldır feldir e’[t]mek oyalanmak, ufak tefek işlerle zaman geçirmek

gıllenmek oyalanmak, zaman geçirmek

gıllenmemek oralı olmamak, aldırış etmemek

gımraşmak 1- gözü kamaşmak 2- yaltaklanmak, yaranmaya çalışmak

gıpraşmak yaltaklanmak, kıpırdaşmak

gıranlık güruh, (hoş karşılanmayan, beğenilmeyen) herkes, kimseler

gırcık çapkın, şen, çocuksu

gırık derik (bkz: gırık gıçık)

gırık gıçık kırık dökük, ıvır zıvır, öteberi, ufak tefek

gırışmak (kırışmak) 1- paylaşmak, bölüşmek, üleşmek 2- lâdes tutuşmak, iddiaya girmak

gıygın keskin

gıyım boş yanımda para yok, üzerim boş

gıyın soyun e’[t]mek oyalamak, lafı dolaştırmak, gevelemek, yan çizmek (giyinmekle soyunmak arasında bocalamaktan)

gıynak ceviz içindeki iki kısımdan biri, ceviz gıyna[ğı]

gıynaşık aralık, yarı açık, kapanmamış

gıypmak (bkz: zıypmak)

gıza[r]dı (kız ardı) düğünün ertesi günü; oğlan evinin kız evini yemeğe çağırma geleneği

gızılca alerji, kaşıntı

gızılcalı 1- alerji yapan, kaşıntı yapan yiyecekler 2- hır çıkaran kimse, belâ arayan

gızırganmak vermekten kaçınmak (K.M. qısırqanmāq: harcamaktan korkmak)

gici kaşıntı, alerji

gidiş kaşıntı, alerji

gidişgen 1- kaşıntı verici, alerjik 2‑ sıkıntı verici davranışı olan kişi, yapışkan, askıntı

gidişmek kaşınmak

girey, gireyi pazar günü, hafta sonu

gofur, gofurlu efemsi, havalı, kasıntı, mağrur

gofurlanmak hava atmak, adamlık taslamak, kasılmak

goñşlamak haşlanmış işkembenin iç yüzündeki pütürlü kısmı sürterek kazımak

goru’[t]mak kâr etmese bile zarar etmeyecek kadar değerini korumak; yapılan masrafa, çekilen emeğe değmek; (goru’[t]muyo masrafını kurtarmıyor, kazanç getirmiyor)

goşmak fırlatıp atmak

govalmak kovuk olmak, içi boşalmak, bomboş olmak

goygun koyu, kıvamlı, yoğun

göde göbekli, şişko, tombul, iri, hantal

gö(ğ)nük çavdar mahmuzu (başak hastalığı; insanda zehirlenme yapar)

gök 1- ham, çiğ, ermemiş (meyve, sebze) 2- renksiz

gökgö[r]medik 1- görgüsüz, hödük 2- kimsenin bilmediği, hiç duyulmamış

gökkelte kertenkele

gönek iç gömleği, el yapımı uzun kollu çamaşır

gövceliğe çıka’[rt]mak göklere çıkartmak (uçurtma, ok, taş)

göveri bahçedeki sebze

göve[r]me kırlaşma, beyazlaşma, matlaşma (bkz: gök 2)

göze[r] orta boy kalbur

gugucuk kumru

gula[ğı] dincine (kalmak, yatmak, olmak) başını dinlemek, sakin dinlenmek, huzurlu olmak

gula[ğı] tözü kulak arkasındaki hassas bölge

gulak aşı mantı

gurgaz kuru, buruşuk, cılız

guymak bir şeyin içine koymak, sokmak, dökmek, boşaltmak, aktarmak (K.M. quymāq)

guyrukölü akrep

guyunmak 1- işe koyulmak 2- girişmek, yumulmak

guz kuzeye bakan, güneş görmeyen yer

guzu dişi dolunun küçük tanelisi

gücül güçlükle

gücüne gitmek : gıdıklanmak

gün çalığı güneş çarpması

gündöndü ay çiçeği, çiğdem

güneyi güneye bakan, güneş gören yer

gürbe toprak küp (üzüm, pekmez, sirke konan toprak küp)

güren kızılcık

H

ha bakam 1- haydi birlikte 2- “haydi buyur”, “haydaa” gibi ünlem sözcüğü

ha bakam de bakam 1- üç aşağı beş yukarı, tahminen 2- gayret verme teşvik etme sözü

hafkırmak, haflamak öfkeyle bağırıp çağırmak, saldırgan davranmak

haldır o[l]mak kafası şişmek, sersemlemek

hamıraşı makarna

hampalat hantal, hımbıl, kof

hanandı bari, keşke (bkz: haneydi)

haneydi bari, keşke

haranı büyük kazan

harap ekilmeyen yer, ham toprak (bkz: geñ)

hata[r] sıra, dizi, istif (Ar. katar)

havak havak şiş, kabartılı, biçimsiz (doğal görünümlü olmayan yüz için söylenir)

hazıruncu beleşçi, hazıra konmayı seven

hedeñ haydi, haydi bakalım

hedeñ biyo, hedi biyo haydi bir kere, haydi bir daha

hedeñ galan haydi artık

hedeñ gari haydi artık

hedi bakam haydi bakalım, konuşmak istenmeyen anlarda, iç çekerek baş sallayarak söylenir

hedi gan haydi artık

he[ğ]re sincap

heñgi (bkz: eñki) o şey, elindeki, söz konusu şey

henhenetçi hasetçi, bencil, dedimdedi

herefene yiyeceği ortaklaşa sağlanan toplantı (Ar. ârifâne)

heyalama ham bostan, kavun çağlası

heyallamak doğru tahmin etmek, püf noktasını görmek, kavramak

hıslamaz sinsi, içinden pazarlıklı

hinayet hınzır, aksi

ho evet, peki

hor’[t]laşmak tepişmek, itişmek, şakacıktan güreşip kavga etmek

horata mesele, konu, karışık iş

hoylamak harlamak, parlamak, şiddetlenmek

humayen patiska, bir çeşit pamuklu kumaş

I

ıldız kökü yer elması (ıldız : yıldız)

ımık ımık belli belirsiz, azar azar

ıncık gıncık 1- incik bocuk, ıvır zıvır 2‑ çerez, abur cubur

ıñgas şaka olarak, art niyetsiz

ıñgasdan şakacıktan, kasıtsız (Ar. an‑kasdin: kasıtlı olarak, bile bile)

ıngılıgış bozyokuş ağırcanlı, tembel tembel (bkz. gallemgaş gayabaş)

ıntım rahat, duruş (endâm)

ırdırmak kaytarmak, oralı olmamak

ırılmak ayrılmak, uzaklaşmak, gitmek (bkz: aklı ırılmak, yüreği ırılmak)

ısran, ısıran (spatula, spatül) hamur kesici, tekne kazıyıcı, baklava gibi tatlıları aktarmada kullanılan kepçe büyüklüğünde düz kürekçik

İ

ibicik ufacık, ölçmeye değmez küçüklükte, pek az, minnacık

ibin dabın e’[t]mek kararsızlığı sürdürmek, bahane üretmek (bkz: gıyın soyun e’[t]mek)

içi uğunmak iç acısı çekmek, içi ezilmek, baygınlık duygusu yaşamak (bkz: uğunmak)

iğilcen 1- yabani başak, ot dikeni 2- kaşıntı, kaşıntılı sivilce

iğnesiz arı (sarıcarı) art niyetli kimse, yüze gülen kötü niyetli kişi

iki sanıp bi[r] banmak seçenekler arasında kararsız kalmak, karar vermekte oyalanmak

il el, başkası, yabancı

ile[r]birisi başka biri, adı lazım değil (adı verilmek istenmeyen)

ildirmek iliştirmek, takmak, eklemek

ildirgeç kilit kancası, kilitleyici çubuk veya demirden çengel

ilişik e’[t]mek ilinti etmek, endişelenmek, kaygılanmak, merak edip üzülmek

ilik 1- itibaren, ...den sonra (burdan ilik) 2‑ ...kadar (boğazınna ilik) 3‑ düğme

ilik oyunu (ene, diye, kös) ilik (düğme) ile oynanan bir sokak oyunu. Hedefteki çukurcuğa üç vuruşta sokma oyununda saymak için kullanılır. (Yunanca 1 = ena, 2 = dio), kös sözcüğü hedefe ulaşmayı ifade eder. Çukurdaki iliği üfleyerek çıkarmak zorunludur.

ili’[k]men su bardağı büyüklüğünde, tenekeden yapılmış, gazyağı ile yanan fitilli kandil

ilkiplemek düğüm atmak, bağlamak

irabetsiz (rağbetsiz), sevimsiz, saygınlığı olmayan

ire’lemek zorlamak, üstelemek, dürtmek

ire’leme o[l]mak dışlanmak, istenmemek, reddedilmiş duruma düşmek

irkmek, iriktirmek birikmek, biriktirmek (K.M. irkmēk)

iyde (bebek dili) okşama sesi, sesle okşama, okşama hareketi yaparken söylenir

K

kak kurutulmuş meyve dilimi (elma kakı)

kakeç 1- kanca (bkz: ildirgeç) 2- başa kakan

kakmak 1- itmek 2- çakmak (çivi çakmak) 3- didiklemek, gagalamak

kakdırmak 1- itelemek 2- kakalamak, kandırmak, hile yapmak, yutturmak, ceza vermek

kakılıp duru pek bol (bkz: zerezebil 2)

kakılmak 1- bolluk olmak (bkz: tirkeleşmek) 2- çakılmak 3- aldatılmak

kakırdamak 1- kıkırdamak, gülmek 2- soğuktan titremek

kapaksız ağzı bozuk, densiz, terbiyesiz

kasamba çöp kümesi, artık yığını

kasırık aksırık, aksırıkla çıkan balgam

kasırmak aksırmak

kayası sertleşmiş, katılaşmış, kuru

kaykı sertleşmiş, katılaşmış, sıkılaşmış

kef 1- küf 2- dildeki pas

kefgimek, kefmek 1- ağzı köpüklenmek (Ar. kef: köpük) 2‑ dili damağı kurumak

kelcemen kelleşmeye başlamış, hafif kel, seyrekleşmiş

kemkirmek 1- açlıktan zavallı hallere düşmek (kemirmek) 2- soğuktan titremek

kepildemek kımıldamak, seğirmek, titremek

ke[r]pişdirmek gözünü kırpıştırmak

keprem aşağılık, adi, kötü, kavgacı

kese kestirme yol, kısa yol

kesik 1- katık, lor 2‑ tarla parçası, küçük arazi

kesmik posa, çerçöp, kusmuk gibi artık

keterez başı gelince yeri gelince, köşeye kıstırınca (Yun. kerteriz)

keterezlemek gözlemek, fırsat kollamak, denk getirmek, nişan almak

keye ağaç dalı eğmeye yarayan değnek

kezek sürü

kırşañlık kırıklık, soğuk algınlığı

kısdırgeç 1- kuyruğunda kıskacı olan böcek 2- mandal (çamaşır, kâğıt vb. tutucu)

kısık çıkmaz sokak

konti ortalık karıştıran, kurnaz, art niyetli

körduman sis

kör guş serçe

kösük kaldıraç

kötürge kaldıraç desteği

kusgun pantolon askısı

kuş lesdiy (lastiği) sapan

kuturi âfâkî (boş laf, desteksiz kanıtsız söz)

küldöken avrat, eş

küñge çöp (K.M. köñĝüz : gübre yığını, pislik öbeği)

küpe pipi, çük

kür çalı büyüklüğünde dikenli bir ağaççık, yabani üzümü (duta benzer) olur

kür üzümü böğürtlen, diken çileği, diken dutu, yabani üzüm

küregiren düşünmeden olaya karışan, gözü kara, serdengeçti

L

lââh hayret ifadesi (bkz: diyah)

labcın lapçın, mest üzerine giyilen lastik ayakkabı (Far. leb-çîn)

lafın bokunu çıka[r]mak lafı sulandırmak, konuyu hafife almak

lavara lakırdı, boş laf, avara laf (bkz: avara)

lebbedek 1- pat diye, ansızın 2- görgüsüzce, kaba, biçimsiz

levürdemek, levir lüvür e’[t]mek laf kalabalığına getirmek, dediği anlaşılmamak, lafı gevelemek (bkz: lavara)

löm löm kaba saba

lömcük lafını tanımayan, kaba, görgüsüz

lüle huni (Yun. huni)

M

ma[h] al, işte, buyur, gör, aha

madranlı marazlı, hastalıklı, yemek beğenmeyen

mahana cahana bahane mahane, bir bahaneyle, bahaneyi fırsat bilip, fırsat bulmuşken, şaka maka

mahlıç gibi görünümü güzel, yemeğin en güzel parçası (Ar. mahlûc: hallacın attığı, atılmış -yün, pamuk-)

mamir acar, sağlam, dayanıklı (Ar. ma’mûr: bayındır, güzel, bakımlı)

marimeydanda apaçık, çırılçıplak

ması, massı bayat koku, pis koku (bkz: sası 2)

masıfa e’[t]mek kuruntu yapmak, kafayı takmak (Ar. masiva: dünya işleri)

matiye irin, çıban özü

mayasıl 1- hemoroid, basur 2- parmak arası kaşıntısı, egzema

mehracına ermek haddini bildirmek, azarlayarak sindirmek, ağzının payını vermek (Ar. mahrec: ağızdan harflerin çıktığı yer, çıkak)

mekere makara (Ar. bekere)

mellemce 1- beceriksiz, gevşek, yeteneksiz, uyuşuk 2- merhem gibi yumuşak, cıvık

meşe zıp zıp, bilya

meterez Şehreküstü Mahallesinden sonraki yerin adı (Ar. meteris : toprak siperler)

meze siney mezar sineği, sevimsiz, pinti

mıcırı’[k]lı pürüzlü, kuşkulu, bozuk, sakat, kurala uymayan, yasa dışı

mında[r] murdar; kirli, pis

mısmıllamak başkalarına belli etmeden can yakmak, icabına bakmak (misilleme yaparcasına)

mısrandere kapı üstü raf, yüksek raf (Yun. musandıra)

minahat ekmeklik hazırlanmış hamur parçalarını fırına taşımak için ağaçtan yapılmış çok gözlü gereç

morboğan boğmaca

möfdimam (müftü+imam) savcı (Ar. müddeiumûmî)

mumu öcü, umacı

mücre çekmece

müseyip tembel, üşengen, ihmalci (Ar. müseyyeb)

N

nadek salça (Far. nardeng : nar, kızılcık, erik vb. meyvelerden yapılan ekşi pekmez)

nadenoz maydanoz (Yun. makedonisi-Makedonya otu)

nallama çekiç

ne bin ne ne bileyim ne, bilmem ne … (o anda hatırlanmayan şeyler için)

nefe[r]ge, nefirge bir cins üzüm, son zamandaki küçük salkım

nemerik nemli, ıslak, yaş

neme[r]me nemlenme, ıslanma

nevince acıkma hissi, mide acısı

nevinsiz yersiz davranışlı, sevimsiz, görgüsüz

nişliyoñ ne işler yapıyorsun? ne haber?

nişliyoñ goyoñ neye karar verdin? neler yapıyorsun?

noduz, nodul övenderenin ucundaki demir çivi (bkz. övendere)

O

o bille, u bille o anda, ânında, hemen, çabucak, derhal

obbo, obu şaşkınlık ifadesi

o[ğ]maç, o[ğ]maş un kırması, unlu çorba

o’[k]lavı gibi diñelmek oklava gibi sert olmak; kas gerginliği

o[r]ta tavada o[l]mak işi başından aşkın olmak (şapanadaki üç tavada -kazanda- pekmez kaynatırken yaşanan telaş, bkz: şapana)

oşoş köpek (bebek dili) (K.M. öküzü su içmeye teşvik için çıkarılan ses)

otuñ kakıñ (bokuñ) yeme üstüne vazife olmayan işe karışma, ukalâlık etme

oymalık enli taş duvardaki öteberi konan boşluk

oyuk çok pis, kirli

oyulgama, oyulgalama geniş aralıklı yapılan teğel (elle yorgan kaplama)

ozañ tembel, yoz

Ö

ö[ğ]ceci kurtarmalı koşmalı çocuk oyunu

öğme öğürme

ö[ğ]señ (öyle+sanki) belki, herhalde, galiba

övelemek 1- ufalamak 2- evelemek gevelemek (bkz: levürdemek)

övendere öküzleri yönlendirmek için kullanılan ucu demirli sopa (Yun. üvendire)

över iş övülecek el işi, sanatlı ince el işi (nakış, oya)

P

paldım guvvetinne olanca gücüyle, o hızla

paldımsız görgüsüzce davranan, ölçüsüz konuşan

pan bön, tepkisiz

pan davranmak boş bulunmak, hemen karşılık verememek

pandır saf, bön, sersem (bkz. haldır o[l]mak)

papıl sersem, şaşkın, salak, beceriksiz

pa[r]pılamak 1- azarlamak, paylamak 2‑ hacamat etmek; iyileştirme için bıçak veya boynuzla deriyi çizmek

peldirdemek pır pır etmek, yüreği çarpmak, heyecandan titremek

pelezmek, pelezemek yüreği titremek (bkz: peldirdemek)

pese pes yorgun argın, yorgunluktan pestili çıkmış

pesende altında tutmak denetimde tutmak, devamlı baskıyı hissettirmek, yeterince güç kullanarak baskı sağlamak (Ar. besende: tamam, yetişir, yeter)

pesirmek ağzı kurumak (bkz: kefgimek)

pe’[t]lek (pörtlek) patlak gözlü, şaşkın bakışlı, saf

pişeğen kolayca pişen (fasulye, nohut vb.)

pişirgi, pişirge tarhana yapılacak malzemenin pişmiş hali (aşure gibi komşulara dağıtılır)

posdallı pasaklı, pis, dağınık, bakımsız

puçuk uçurtma

punta akciğer iltihabı

R

ravak koyu şurup (baklava vb. tatlandırmak için)

S

sadalamak sayıklamak, kekelemek

sa[ğ]deç sağdıç, dost, yakın arkadaş (erkek) (K.M. sagdıç)

sahimiñ samimi misin, dediğin doğru mu

sahisiñ sahiden, sahi mi,

saksak yapışkan (sakız gibi), yapışkan kir, yapış yapış

salahoruna baştan savarak, olmayasıya, laf olsun diye

salım salgın, soğuk algınlığı

samsa’[k]lı deli zıpçıktı, yaramaz, çocuk ruhlu

sanenni, sanende yemeğe burun kıvıran, zayıf, cılız

sang sang birden, durup durup (yineleyen), nöbet halinde

sañgadak zıngadak, ansızın, birdenbire

sañgı beñgi allak bullak, şaşkın sersem, afallamış

sañgolümüne gelesce ani ölüme uğrayasıca, (geberesice gibi ilenç olarak kullanılır)

sası 1- lezzetsiz, tadı bozuk 2- kokuşmuş, pis koku (K.M. sasıdı: pis koktu)

savak vermeden aralıksız, habire, durmaksızın

savma tavası baştan savma bahanesi

savsalatı dumanı baştan savma (bkz: savma tavası)

saylanmaz geçerli sayılmaz, kabul edilmez

sekirdan bel bölgesi, sağrı, kalça üstü

sekirdan irayeti o[l]mak gelene oturacak yer açmak, oturma düzeni almak

sele sepeñ sere serpe, çekinmeden

sellim süllüm süklüm püklüm, yorgun argın

sendir bendir sersem sersem, dengesizce

sıkarlamak 1- sıkıca tembihlemek, gözünü korkutmak 2- yerleştirip sıkıştırmak, iyice bağlamak

sı’[k]lat sıkıcı, bunaltıcı sıcak

sıpadırna çıka[r]mak 1‑ yemeklerin tamamını oburca bitirmek 2‑ bir işi bütünüyle bitirmek (K.M. sıpāqur: yem torbası, sıp aqurı: iki yaşındaki tayın yemliği)

sırlañ düzenli, derli toplu (seramik cilası gibi; K.M. sırlānma: kâsenin macunla sıvanması, işlemek-boyamak- için düzgünleşti­rilmesi)

sırlañ sıpa iyi giyimli, frapan, havalı

sıtaratsız densiz, görgüsüz, yersizlik eden, şımarık, ukalâ, usturupsuz (usturup : üslûb, biçim, denge, uyum)

sıvanak derli toplu, düzgün, oturaklı, uyumlu

sıvık sıvanabilir kıvamda, yapışkan, cıvık

sıyırdım halı dokurken elde edilen sıra, dokunmuş enine örgü sırası

sıyırma taze fasulye

sıyırmaya girmek herkesin yanında açık saçık konuşmak, özel yaşamın dedikodusuna girmek

sivti’[k]lenmek 1- boşta gezmek, oyalanmak 2- sırnaşmak, yaltaklanmak, asalak olmak, ziftlenmek 3- kaşınmak

siyim siyim çisil çisil (yağmur için kullanılır. Kedi ile köpek işemesi için söylenen -siymek- ten)

siylez sinsi, içten pazarlıklı

socumak ürkmek, irkilmek, korkuya kapılmak, gözü yılmak

soluğan soluk darlığı, astım hastası

sovanya[ğ] nohut büyüklüğünde doğranmış soğanın yağda kavrulmasıyla elde edilen tarhana çorbası sosu

soyulgan deri soyulması gösteren hastalık, egzema

söngüye taş fırın temizlemede kullanılan bez paspas

sövel’[t]mek (ayak, burun, eşya) göze batacak şekilde veya engel olacak biçimde uzatmak, yatırmak, doğrultmak, çıkıntı yap­mak

söven bezsiz söngüye (bkz. söngüye)

sükgem nezle (Ar. zükâm, zükkâm)

sümük salva goyve[r]mek, sümük salva gitmek 1- gözyaşı sümüğü tükürüğüne karışarak perişan ağlamak 2- şiddetli nezle olmak

süreğeç 1- sürtük, aşağılık 2- aylak

Ş

Şaban’ın abdes suyu (gibi) lezzetsiz, yavan (içecek) (bkz: şeldir şeldir, şıldır şıldır)

şaka şembe şaka maka, yüzeysel sohbet

şamakon konuşkan, tatlı geveze

şapana şaraphane, pekmez yapılan yer

şarı’[t]mak şımarıkça davranmak

şaşdım işi ne yapacağını bilmeden yapılan iş, önünü ardını hesap etmeden uğraşma, şaşkınlıkla amaçsız yapılan çalışma

şaşgın zayıf

şehriye makarnası eriştenin makarna biçimi

şeldir şeldir, şıldır şıldır tam kıvamını bulmamış yiyecek içecek için söylenen “çok sulu” tanımı (bkz: cıñgıl cıñgıl)

şeytan puçuy (puçuğu) gazete veya defter kağıdından yapılan en basit uçurtma (bkz: puçuk)

şeytan pulu mika, yaprak halinde maden cevheri (feldispat)

şılak parlak, ışıltılı

şıma[r]gan şımarık, ukalâ, gösterişçi

şivşit çapraz, yan, verev, yamuk

T

tahdasız tahtasız (bir tahtası eksik, yarım akıllı), fikirsiz, zıpçıktı, dengesiz (bkz: samsa’[k]lı deli)

tahtabaşı duvardaki yüksek raf

takıl tukul gereksiz şeyler: araç gereç, ıvır zıvır, öte beri (bkz: agıl tagıl)

tal odunluk ağaç, kütük (K.M. tāl: düzgün dal)

tavuk götü derin nasır

tamaharmak 1- canı çekmek, imrenmek 2‑ tamah etmek, gözü kalmak

tasımlamak göz kararıyla ölçmek

tat 1- ablak suratlı 2- yabancı, ecnebi

tay geldi ikinci evlilikte yeni eşle gelen çocukları

tefildemek eli ayağı dolaşmak, telaş etmek

teleme tane tane (yemek için)

tellenmek alınmak, kuşkulanmak, pirelenmek

telli alıngan, alındığını gösteriş yapan, havadan nem kapan

temrehi egzema, temriye: demir pası renginde lekeler olan deri hastalığı (K.M. temregü)

te[r]kini çalmak (‘terk etmek’ten) gözden çıkarmak, vazgeçmek, boşvermek

te[r]s gübre

te[r]slik ters(gübre) yığılan yer, çöplük

tezyaka kusma

tıkış depiş tıka basa, pek sıkışık

tıñgırda’[t]mak belli etmeden alaya almak, inceden inceye dalga geçmek

tırıl mızmız

tiğsirmek ağzı kapalı halde dişlerin arasından hapşırmak (“hapşu” yerine “hepsih” diyerek geçiştirmek, yarım kalmış hapşırma)

tiğsiri’[k]li, timsiri’[k]li havadan nem kapan, alıngan, her şeyden etkilenen

tiñgedeg kaymak birdenbire düşmek, düşüp bayılmak

tinkos, tinkosti cimri, pinti

tirkeleşmek yığılmak, bolluk olmak, tıklım tıklım olmak (K.M. tergeş: kalabalık oluş­masını sağlayan bir hareketin neden olduğu sıkışma)

tohma çok yaramaz, velet (çocuk)

tokeç tokmak, çamaşır kiri çıkarmak için kullanılan tahta sopa

tor 1- konuşmayıp soğuk duran, sıcak kanlı olmayan 2- toy, acemi

toralak toparlak, yuvarlak

tunuk donuk, mat, bulanık

tutdur ağacı o[l]mak boşuna bekletilen kişi olmak

tuyyan aksi, huysuz, sinirli (Ar. tuğyân: taşkınlık, azgınlık, itaatsizlik)

tüfeği dokuz ça’[k]lamak işleri yolunda olmak, keyfi yerinde olmak

tüngümek zıplamak (bkz: gañgımak), sıçramak, aşmak

tüngü’[t]mek lokmayı yutmak, yok etmek, aşırmak

tür’[t]me (‘dürtmek’ten) ima, iğneli söz, keskin söz, beklenmeyen eleştirel laf

tür’[t]me so’[k]mak keskin laf sokuşturmak, yarı şaka yarı ciddi laf atmak

U

ucun ucun 1- uç uca (bağlamak, eklemek vb) 2- uçtan uca, ardı sıra, azar azar (bkz: üğüş üğüş)

uğunmak acıyla kıvranmak, sessizce acı çekmek

ula erişten artan ip (bkz: eriş)

ulamak parça ipleri birbirine düğümleyerek eklemek (K.M. ulāmāq: ipin iki ucunu bir­leştirmek)

ulanmak kullanmak, yararlanmak

ulantılı kullanışlı, pratik

uluk 1- çürük, morluk, morartı 2‑ uyuşuk, tembel, pasaklı (bkz: yuluk) 3‑ oluk

ummacaya garmak çok umduğu halde umutsuzca beklemek, beklentiye kapılmak

uncaz o garip, o zavallı

ut yeri apışarası

utansak utangaç, çekingen

uttum a[l]ma ödüllü oyun oynama, kazandığını bağışlamama

Ü

üğüş üğüş yavaş yavaş, usul usul

ündemen, ünnemen yere sermek veya eşya sarmak için kullanılan kilim benzeri dokuma (kilim kıl veya yünden dokunur, nakışlıdır; ündemen pamuklu mazemeyle yapılır, nakış yoktur, enine çizgilidir)

ünnemek 1- seslenmek, çağırmak 2- türkü söylemek

üpür üpür 1- çok sayıda küçük sivilceler için söylenir 2- tavuk derisi gibi (heyecandan derisi kabarcıklaşmak)

ürmek üfürerek şişirmek (balon üflemek, hayvan derisini kolay çıkarmak için deri altına üflemek)

ürülmek karnı şişmek (bağırsakta gaz toplanması)

ürün kuru ot, olduğu yerde kolayca ateş alacak kadar kurumuş ot

üvüş üvüş (bkz: üğüş üğüş)

V

vere habire, devamlı, durmaksızın (İtalyanca vira: durmaksızın, sürekli)

vidirti 1‑ yürek çarpıntısı 2‑ vıdı vıdı

vuva baba

Y

yağadı, yavadı yağlı leke, bulaşık

ya[ğ]sı bit

yalabık, yalabıt şimşek

yalamaşcı yaltakçı, dalkavuk, yağcı, yalaka

yalım galiba, sanırım

yanda, yanıda : orada, o yerde, yanı başında

yañgabız aksi, can sıkıcı, huysuz, ukalâ

yanyalıç yengeç

yarım, yarımlık fıtık, kasık fıtığı

ya[r]n sırt (K.M. yarın: kürek kemiği)

yasdavaç, yasdaveç üzerinde hamur açılan ağaç levha

yasımak benimsemek, sahiplenmek, görev bilmek, ilgi duymak

yaslam eğik, yatık, yaslanmış, bayır

yatırdaş yatalak (“Allah yatırdaş etmesin” diye kullanılır)

yatsu : mide asidi, hastalık yapan sıvı

yayım yaygı üzerine serilen şeyin adedi (yufka, makarna vb.)

yaylam baylam 1- sereserpe, pek rahat 2‑ ferah, gepgeniş

ye 1- ki, ya, yahu 2- bakalım, herhalde, işte

ye[ğ]kinmek yerinden kalkmaya davranmak

ye[ğ]li 1- yerli 2- yerleşmiş, kalıcı 3- çoktan beri

ye[r]siz yersiz davranışlı, uygunsuz konuşan (bkz: sıtaratsız)

ye[ğ]sindirmek (yüksündürmek) yük olmak, rahatsızlık vermek, sırnaşarak üzmek

yekdir yekdir (gezmek) aylak dolaşma, oradan oraya amaçsız gezmek

ye[l]peşlemek yelpazelemek, hava akımı yaratmak, yellendirmek (K.M. yēlpişdi / yēlpeşlemek)

yemelemek çırpınmak, yırtınmak, emek­lemek, el kol çabasıyla ilerlemeye ça­lışmak

yığı ölçmek mübalağa etmek, abartmak

yılık eğri, çarpık

yımık yamuk (bkz: yılık)

yıvrılmak kıvrılmak, yamrulmak

yirdirmek yersiz konuşmak, görgüsüz davranmak, densizleşmek, tadını kaçırmak

yirik ayrık, yarık, yırtık

yirmek yırtmak, yarmak

yivelmek gelişmek, serpilmek, kendine gelmek, iyileşmek, sağlığa kavuşmak

yivel’[t]mek yontmak, sivrileştirmek

yokyo[ğ]sul (yok+yoksul) pek yoksul

yolcu böreği üzerine yağ sürülüp karabiber ekilmiş kızarmış ekmek

yuluk pasaklı, pis, tembel

yu[ğ]mak yıkamak

yüreği buruşmak yüreği sıkışmak, baygınlık hissetmek

yüreği ırılmak canı çıkacak gibi olmak, yüreği duracak (yerinden ayrılacak) gibi olmak

yüreği ilmek başkası için özenmek, dilemek

Z

zar çarşaf, kadınların göreneklere bağlı giy­diği, gözleri açıkta bırakan siyah renkli giysi

zar iğnesi çatal iğne

za[r]plı acar, güçlü, yaman (sarp)

zavat sıfat, kılık, yüz ifadesi, surat

zavza’[k]lamak sarsmak, hırpalamak, şakacıktan hafifçe tartaklamak (bkz: avkalamak)

zeb için ilaç için, ilaç olacak kadar

zebil 1- yazık olmuş, acınacak durumda, bitkin, yoksul 2- bol, gereğinden çok

zerezebil (Ar. selsebîl) 1- pek yazık, zavallı 2‑ pek bol

ze’lenmek zevklenmek, alay etmek, alaya almak

zırıncamak sızlanmak, mızmız davranmak, zırlamak

zıypmak (ayağı) kaymak, sürçmek

zöngüldemek 1- zonklamak 2- burnunu sokmak, zamansız lafa karışmak

Demirci Belediyesi'nden alınmıştır*

Kaynak: Haber merkezi