Daha önceki yazılarımdan birinde internetin avantajları ve dezavantajlarından kısaca bahsetmiştim. Yazılarımı takip eden okuyucularım bunu hatırlayacaktır. Covid-19 salgını bizi internet ortamına, yani sanal aleme daha çok itti. Uzaktan eğitimler, online müze gezileri, online toplantılar, online buluşmalar…

Video konferanslar bir bakıma hayatımızı kolaylaştırdı. Trafik ve ulaşım derdi olmadan, evimizde oturduğumuz yerden, pijamalarımızla işlerimizi halletmek ilk başlarda hoşumuza gitti. Kolay gibi gözükse de, günün sonunda kendimizi yorgun ve halsiz hisseder olduk.

Peki bu kadar yorucu olan ne?

Sürekli ekran karşısında olmak, insanda izleniyorum hissi uyandırıyor. Konuşurken ekranın tam ekran olması. Sanki gruptaki herkesin, sizin yüz ifadenizden bir şey çıkaracakmış hissi… "Ses açık mı, görüntüm dondu mu?" diye panikleyip düzeltilmeye çalışılması.  Kesik kesik gelen konuşmayı anlamak için dikkatinizi vermeye çalışıyorsunuz. Diğer yandan evden ya da komşudan gelen sesin görüşmeye gitmemesi için çaba sarf ediliyor. Bir de görüşme toplu halde sonlandırılmadan çıkmanın ayıp olacağı düşüncesi... Diğer yandan arayan bir başka eş dostu meşgule alıp çaktırmadan mesaj atıp bilgilendirme yapılması…(yüz yüze görüşmelerde gözünü kaçırma lüksüne sahipken, online görüşmelerde bu sözsüz bir kural gibi ayıp olacak hissi var) Aaaayyyy say say biter mi? Yazarken yoruldum valla :)

Düşünün bunların hepsini, hatta daha fazlasını sadece görüşme anında farkına varmadan yaşıyoruz.

Yüz yüze görüşmelerde; bu ister okul, ister işyeri olsun. Yüz ifadeleri, jestler, mimikler, ses tonu, duruş, iletişimde bulunduğumuz kişi/kişilerle aramızdaki mesafe, dokunma gibi davranışlar sözsüz mesajlardır. Bu mesajları beyin otomatik olarak algılar ve yorumlar. Biz sadece konuşmacının ne anlattığına odaklanırız.

Ancak sanal ortamdaki görüşmelerde beyin ekstra efor sarf eder. Karşımızdaki konuşmacıyı küçücük ekrandan görmeye çalışarak (yukarıdaki saydığım endişelerle birlikte) anlamaya yorumlamaya çalışıyoruz. Diğer yandan ne anlatıldığına odaklanmaya çalışıyoruz.

Bu da farkına varmadan ekstra enerji harcadığımızın kanıtıdır. Bu farkına varamadığımız yorgunluğun adı; ZOOM YORGUNLUĞU’ dur.

Ekran karşısında saatlerce oturup kalmamızın, duruş bozukluğu veya sırt ağrısına sebebiyet vereceğini unutmayalım. Yine saatlerce ekrana bakmanın gözlerimize zararı… Bunlar da olumsuz fiziksel etkiler.

Yıllarca ‘’Hadi kalk artık bilgisayarın başından’’ diyen anneler, bugün sabah erkenden bilgisayarın başına geçmesi için çocuklarını uyandırıyor…

Zoom yorgunluğunu en aza indirmek için neler yapılabilir?

-Zaman zaman kendinizi her türlü teknolojik aletten uzak tutun. Bunu haftanın birkaç günü yapmaya çalışın.

-Katılacağınız toplantının sizin için önemini mutlaka gözden geçirin. Zorunlu değilse katılmamaya çalışın.

-Bazı görüşmeleri sadece sesli konuşma ile yapın. Çünkü dikkatiniz sadece sese odaklanacağı için daha az enerji tüketeceksiniz.

-Görüşmelerde mutlaka araların olmasına özen gösterin ve görüşme aralarında mümkünse biraz kalkın ve gezinin.

-Görüşmeyi yaptığınız odanın aydınlık ve havalandırılmış olmasına dikkat edin.

Son olarak, teknolojiyi gerçekten çok seviyorum. Ancak bu kadar hayatımızda olmasını sevmiyorum. Evet şu an zorunlu olarak kullanıyoruz ve maalesef mecburuz. Umarım kısa zamanda bu süreç atlatılır. Yine iş toplantılarında kahve molaları verilip, dışarı çıkılıp sohbet edilir. Öğrenciler teneffüste okulun bahçesinde koşarak enerjilerini atarlar. Yorgun olmadığımız, enerjik yarınlara sevgilerimle…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner112