Eski zamanlarda ve bizim delikanlılık dönemimizde, "iş ahlakı, sorumluluk sahibi, liyakat" gibi önem değeri yüksek kavramlar vardı. Ya şimdi?

İŞ HAYATI ÖZEN VE DÜZEN İSTER

Teknolojinin hayatımıza artı değerler, renk ve heyecan kattığı kadar, miskin ve tembelliğe, dalgın davranmaya yol açtığını özellikle yeni neslin tutum ve davranışlarında görmek mümkün. Bu uyuşukluk hali, özel, kamu fark etmez çalışan kesimi ciddi şekilde etkilediği gün gibi aşikar.

İşini yapmayı adeta “angarya” gibi gören sorumluluk makamdaki şahısların o koltuklarda oturması kadar, oturtanları da sorgulamak lazım!

“LİYAKAT” kelimesi anlamını yitirdi mi? Kesinlikle evet!

Onun yerine siyasi, mezhebi, cemaat, tarikat, etnik ve hemşeri kavramlarını gözeterek yanlış kişileri ön plana çıkartıp makam ve yetki ile donatır, liyakat müessesini es geçersiniz, çalışma hayatını çok ucuzlatırsınız. Haliyle de başarısızlık ve iş yapma kalitesindeki düşüklükte bumerang gibi size geri döner. İşte böyle bir dönemden geçiyoruz.

Özellikle kamuda, bırakın amir, müdür olmayı, sıradan memur bile olamayacak, hatta mesleği ile bağdaşmayan işlerde makam koltuğu işgal eden insan sayısı hızla arttı, artmaya da devam ediyor. Yüzlerce yıldır “iki kazı gütmekten aciz”, ya da “ver eline çomağı, üç de koyun, hepsini kaybeder gelir” deyişleri liyakatin ne kadar önemli olduğunun en güzel ifade ediliş şekli değil mi?

Bu ülkede devletin en tepesinden en alt kademedeki makamına kadar istisnasız herkes, kendi amirinden fırça yemeden, talimat almadan hiçbir işe elini sürmemesinin mantığı “şark kafası” değil de nedir?

Vatandaşın baktığı ve gördüğü bir eksikliği, maaş aldığı işi olmasına rağmen yapmayanların, denetlemeyenlerin, görmezden gelenlerin ikaz edildiklerinde de sadece bahane ve mazeret öne sürerek konuyu pişkinliğe boğmalarının adını vatandaş, olmadı amirleri, daire başkanı, en üst düzey yöneticisi koysun! Değişen bir şey var mı?

Mesela;

Ovada üzüm kesim sezonunun başlamasına rağmen, neredeyse koskoca yaz bitti ara köy yollarındaki asfaltlarda geçen kıştan kalma çukurlara hala yama yapmayanları kime şikayet edeceğiz? Bir kaza, insanların telef olması mı beklenecek? Yoksa Belediye başkanının bizzat kendisi mi asfalt atacak?

Manisa- Akhisar duble yolunun orta refüjüne değişik ve güzel akasya, servi, zakkum dikip, diplerine kilometrelerce damlama-sulama hortumlarını serip, sonrada kurumaya terk etmek, hangi zavallı, tembel aklın ürünü?

Belediye başkanı mı sulayacak o kuruyan ağaçları?

Geçen gün C.B.Ü hastanesi dönüşü A.Türkeş köprüsü üzerinde az daha kaza haberlerine malzeme olup, az daha hastaneye yaralı dönecektik.

Emniyet müdürlüğü ana hizmet binası girişinin dış tarafında sağına, soluna her zaman ki gibi çift sıra arabalar park etmiş. Hastane-adliye sarayı- k.sanayi yolundan Manisa istikametine bu park yüzünden direkt anayolun ikinci şeridine çıkıyorsunuz. İzmir istikametinden son sürat arabalar geliyor. Arkanızda da arabalar olmuş konvoy, hadi bana ne yapacağımı söyleyin!

Çift sıra araç parkı yüzünden daralan yolda ağır trafik kazalarına davetiye çıkarmanın mantığı ne? Sorumlusu kim? Sayın başmüdür “otopark bekçiliği mi” yapacak?

Kendi evinin önünün park sorununu çözemeyen bir kurum, şehrimizin çilesi “park etme sorununu mu” çözecek?

Şehrin ana sokaklarını, sevgi yollarını çöplüğe ve görüntü kirliliğine çeviren, ikazdan anlamayan esnafa cezayı ilçe belediye başkanları mı kesecek?

Şehrin içindeki ağaçları susuzluktan, hastalıktan, zararlılar yüzünden kurumasına seyirci kalan amirinden, memuruna park-bahçe çalışanlarına ne demeli? Hadi onlar “tembel, vurdumduymaz”! Uyardığımız halde onlara tek laf etmeyen b. başkanına, yardımcılarına ne diyelim? Hiç mi utanmanız yok sizin? Çıkın sokağa, yürüyün biraz, görün manzarayı. Bu mu “modern şehircilik anlayışı”?

Yazınca da morarmayın! Sen işini “düzgün yap”, hatta uyardıktan sonra da yapsan olur, yapmıyorsan da bende yazarım arkadaş! Bu nasıl bir “mental kafa” vallahi anlamış değilim. Gerçek bir “yozlaşma modeli”.

TOPLU TÜKENİŞ

Toplumsal zihniyet değişimi teknolojik gelişme hızının gerisinde kalırsa, insanların heyecanı, azmi söner, dinamik toplum olmaktan ziyade afallamış, sersemlemiş bir yapıya dönüşür.

Türkiye insanı 1923,1950, 1965, 1973, 1983, 2002 heyecanları gibi, bir başka “enerjiyi” bekliyor ve istiyor!

Şu anda ve ufukta böyle bir atmosfer hali görünüyor mu? Hayır mı? Neden mi?

Çünkü mevcut siyasi yapı, 17 yılda tıpkı diğer eski benzerleri gibi toplumun tüm enerjisini emdi, bitirdi de ondan!

Tabi bu değişimi ve umudu “siyaset fukaralarının” kuracağı yeni partilerde bulacağını zannedenler varsa, 70 yıllık çok partili siyaset geçmişimizi baksın, okusun, öğrensin!

Siyasi olarak “halk hareketi” olmadan kurulan herhangi bir parti dikiş tutturabildi mi?

“Siyaset mezarlığı” bu tip partilerle dolu.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol