İnsan yaşamının pişmanlıklarını bu kadar basit, kısa ve öz ifadeyle anlatan başka bir sözcük var mı acaba?

Söylemesi kolay, ama içinde derin izler barındıran bir durum. Keşke!

Hayatınız boyunca isteyip de yaşayamadıklarınız ve pişmanlıklarınız bir küçük kelimeye sığar mı? Bazen sığabiliyor, ama çok zor.

Kaçımız bu sözle teselli bulabildik?

Hayatınız da keşkeler çoksa bilin ki eksik veya yanlış, ya da isteyip de yapamadığınız şeyler de çok demektir. Bu sizin “başarısız veya beceriksiz” bir hayatınızın olduğu anlamına gelmez. Aksine çabaladığınızı, ama bir şekilde muvaffak olamadığınızı gösterir.

Rahmetli babamın;

“oğlum olmayacak hayaller kurmaktan vazgeç, yoksa hep başın ağrır” derdi. Belki de farkında olmadan söylediği bu söz aslında ne kadar evrensel değermiş.

“Keşke” kelimesine biraz farklı bir perspektiften bakalım.

Tekrarı ve geriye dönüşü mümkün olmayan durumlarda bu sözcüğü sık, sık kullanıyorsak bilin ki özgüvenimize darbe indiriyoruz.

Hayatımız boyunca her çeşidinden iyisi ve kötüsü, doğrusu ve yanlışı ile yaşadığımız pek çok olay var. Bu bir doğa kanunu. Peki;

Başarılı olmanın, başarmanın kriteri, ölçüsü ne?

Zenginlik mi, mutluluk mu, huzur mu, sağlık mı? Hangisi? Çevremizde hepsini birden elde eden, yeryüzünü cennet tasvirindeki gibi yaşayan kimse var mı? Yoksa "ehven-i şer"(kötünün iyisi) hali mi yaşıyoruz?

Güçlü karakter pozlarına bürünüp "geçmişimle ilgili keşke diyebileceğim bir şey yok" diyorsanız, ömrünüzü ya boş geçirmişsiniz, ya da yalan söylüyorsunuz!

KEŞKE DEMEK YÜREK İSTER

Keşke kelimesini kullanmak "yanlış yaptıklarınızın bir çeşit öz muhasebesidir"!

Özellikle bizim gibi hayatının son çeyreğini yaşayanlar için bir çeşit mola, soluklanma, kirden arınma, akıl, vicdan, cüzdan hesaplaşması gibi bir şey!

Bu yaşlarda ağızdan dökülen keşkeler bir çeşit "günah çıkartma" gibi insanın mazisiyle yüzleşmesine neden olur. Takva kapısını açar. Ruhunuza yelpaze gibi serinlik verir.

Keşke demek yalvarış, dua değildir! İnsanın tefekkür halidir.

En’am suresi 27. ve Fussilet suresi 24. Ayetlerinde öldükten sonra “keşke yeryüzüne tekrar dönebilsek yanlışımızı düzeltsek diyeceğimizi, pişmanlığımızın olacağını, ama bunun mümkün olamayacağını” bize söyleyen rabbimiz, bir çeşit “beşer-şaşar” felsefesine vurgu yapıyor. Ne güzel!

Dolayısıyla keşke kelimesi, zamanın geriye doğru akmayacağının itirafıdır! Kişinin kendi geçmişine dair yaptığı yanlışları kendi eliyle tartmasıdır.

Kişinin geçmişi ile alakalı ister sevgi, isterse iş, hatta sosyal ilişkiler de yapamadığı, ya da yanlış veya eksik yaptıkları ile sonrasında yüzleşmesinden daha güzel bir şey var mı?

İnsan beyni yaptığı veya karşılaştığı iyilik ve güzellikleri çabuk unutur!

Nerde geçmişinizden size sıkıntı veren izler var, bir nedenle, bir çağrışımla tekrar, tekrar gözünüzün önüne gelir, durur. Buna “nedamet (pişmanlık) hissi” diyoruz!

Hayatında defosu, yanlışı, eksiği, kusuru, kötülüğü çok fazla olan kişilerin nedense ağzından da sık, sık şu sözü çok duyarsınız:

"benim hayatımda keşkeler yoktur kardeşim"!

Peygamberlerin bile hata yaparak yaşadığı bu dünyada zavallı bir kişilikten, vicdanı kirli bir korkaktan, daha başka bir söz duyabilir misiniz?

ERTUĞRUL AYTAÇ

Ertuğrul ağabeyi 40 senedir tanırım.

Onun desteği ile daha önce “Manisa Haber” de, yaklaşık 4 yıldan beri de gazetem Manisa Olay’da köşe yazıyorum.

Yaklaşık 500’e yakın makalemin hiçbirisinde kimseye yağcılık, yalakalık yapmadım. Takdir ettiğim insanlar elbette oldu. Sağ olsunlar gazete patronajında görev alan Esra hanım ve Ertan bey yazılarımı hiç değiştirmeden yayınladılar. Çok müteşekkirim.

Pazartesi günü yayınlanan Ertuğrul Aytaç’ın köşesinde Tarım bakanının Manisa’ya gelişi, iki seneden beri yaptığı gibi rekolte ilanı, üzüme müdahale alım fiyatını geçen seneye göre aşağı çekişini, çiftçinin kanını emenlerce ve dünyadan bir haber iktidar vekilleri tarafından alkışlanmasını okudum, ne diyeyim, bir çiftçi ve bağcı olarak kimyam bozuldu. Yazmaktan soğudum arkadaş!

Salı günkü yazımı(soygun düzeni) gazetemiz internet sayfasında da göremedim.

Kısacası kendimi “köyün delisi” sanki benmişim gibi hissettim. “Köy yanıyor, bağcısı, çiftçisi, tüccarı, işletmecisi, siyasetçisi taranıyor”.

Benim bu yaştan sonra derdim ne sevgili okurlar? Neden ben kötü oluyorum? Köy, şehir fark etmiyor, önüne gelen çiftçisi, emeklisi iktidara ve onun yerli işbirlikçilerine galiz laflarla veryansın ediyorlar. Ama ortada hiçbirisi yok!

Manisa esnafının işi düzgün olmalı ki, en büyük müşterisi çiftçinin mağdur edilmesini seyrediyor, gıkını çıkartmıyor.

Kendimi aptal gibi hissettim. İnsanlarımız iki paralık menfaatleri için ikiyüzlü, rezil bir toplum bireyleri olup, çıktı.

Bizim Demircililerin meşhur lafıdır, kaç kere yazdım bilirsiniz;

“donu k.çıma giyeyim, ama don k.çıma değmesin”! Sorumluluklar karşısında kıvırtanları anlatacak daha nasıl bir ifade olabilir?

Ne diyeyim kardeşim? Hepinize mübarek olsun!

Sığır eti yersin, öküz gibi boş, boş bakarsın!

Koyun eti yersin, davar sürüsü gibi gezer, durursun!

Layık olduğun gibi yaşa!

Bağ bozumu başladı. Kısmetse üzümlerimizi kurutacağız.

İşimiz biraz telaşlı.

Yazıp, yazmama konusunu düşünmek istiyorum. Bilemiyorum, belki de son yazımda olabilir.

Hoşça kalın!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol