Bir atasözümüz var. "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır"
Bu atasözümüzün tam tersine düşünecek olursak "Zehirli dil insanı yerin dibine batırır".
Bu yüzden dil dildir. Dil anlatımdır. Dil ifade ve beceridir. Dil uygulamadır.
Bu yüzden dil insanlar için bir araçtır.
Öyleyse dil insanlarda duyguların, düşüncelerin, hislerin dışa yansıması anlamına gelir.
Günümüz de çevremize ve toplum yapısını irdelediğimizde görülen odur ki;
Çok laf çok sorun doğurmaktadır.
Abartılı iltifatlar, abartılı yerinmeler samimiyetsizliğin göstergesi olmuştur.
Kıskançlığa sebebiyet vermeyecek kadar sevilmek, kindarlığa götürmeyecek kadar da kızabilmek dilin kullanılmadaki dozudur.
Dilin kemiği yok, ne gelirse söyler sözü hafızalardan silinmelidir.
Uygunsuzca her yerde konuşmak, uygunsuzca da anlamsız konuşmak hiçbir şey ifade etmez.
Kişiler arasında güvensizlik yaratır. Öyle değil mi?
Bu gün siyasetçiler olarak, siyasetle ülkeyi idare eden ve etmek isteyenler, siyaset yaparken ağzına gelen her olur olmaz şeyi söylüyorlar.
Bir bakıyorsun bugün söyledikleri, yarın olunca tutmuyor, sonuçta yalan söylemiş oluyorlar.
Dün söyledikleri uygun olmayınca affedin diyorlar.
Bugünde biz halk olarak millet olarak yutuyoruz unutuyoruz.
Yutuyoruz da;
Böylece tarih akıp giderken, bir daha bir daha yapıyorlar. Biz de uyuyup gidiyoruz.
Bu huylular huylarında vaz geçmiyor.

Her zaman doğru ve samimi gerçek konuşan bir dil, toplum bütünlüğünün en büyük gücü olduğunu yeni nesillerimize aktarmak gerekmez mi?
Yoğun yaşanan bu günlerde adeta insanları birbirinden ayıran en temel kaynak inandırıcılık, dil, güven ve konuşmalardır.
İşin gerçek boyutuna baktığımız da konuşmaların gerçeklere yansıtmadığını görüyoruz.
Görüyoruz da;
Uygulayabiliyor muyuz? Zorlayabiliyor muyuz? Siz yanlış yapıyorsunuz diyebiliyor muyuz?
Yoksa şak… şak…şak… siz uygulayın da biz yaşamdan memnunuz mu? diyoruz.
Madem ki; Yaşadığımız bir yaşam biçimi var. O yaşam biçimimizi insani değerlere göre yaşatmalıyız.
Yaşamın dönüm noktası olan anlarında, insanın en çok inandığı sevdiği dostları yanında olamaması kadar ne acı bir yaşam olur.
Ülkemizde son zamanlarda yaşanan elem verici olaylara baktığımız da bir olabilmenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda;
Sadece midesi için beslenen, ruhu beslenmeyen toplumlarda çöküntü kaçınılmazdır.
Dilce fakirleşmiş, ekonomice fakirleşmiş, dostluklarla da fakirleşmiş toplumlar yıkılmaya mahkum kalmazlar mı?
Ne zaman kalmaz? Milli duygu, milli dil, milli bayrak, her şeyden önemlisi dil din ırk ayrımı yapmadan ne söylenildiğini bakmadan doğrularla yola koyulmak her zaman ileriye görmek demektir.
Biz inandığımız ve güvendiğimiz milletimizle ölümüne gideriz.
Hoş görürüz, sabrederiz, dayanırız, katlanırız …
Lakin zamanı geldi mi?
Güven boşa…
İyi niyet kötüye…
Hoş görü görgüsüzlüğe…
Sabır bir ihanete dönerse…
"Biz de af yoktur!"
Yaşam kıymet bilenlerle, yaşanacak kadar güzel…!
Vefasızlar için, israf edilmeyecek kadar değerlidir…!
Öyle değil mi?
Esen kalınız efendim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.