Siyaset ile ilgilenenler beni iyi anlayacaktır.
Siyasetçi ne zaman "tüyü bitmemiş yetimin
hakkı"veya "benim vatandaşım"diye söze
başlar;
beni bir endişe,korku,aldatılmışlık,aptal
yerine konma ve öfke duygusu kaplar.
Nedeni de hep benzer sebeplerdir.
Arkasından da hemen duyarsınız zaten.
Çıkar,avanta,imar,rant,kayırma,koruma,
ihale,fesat,çiftçiyi becerenlere destek..
Say say bitmez.
Madalyonun bir yüzü bu..
***
Gerçekçi bir perspektiften bakacak
olursak,aslında "günah keçisi" yapılanda
siyasetçidir.
Zannedersin ki,bütün kötülüklerin,
rezilliklerin,aşağılık işlerin anası onlardır.
"Neden böyle"diyebilirsiniz.
Bende eskiden hasbelkader siyasetle
uğraşırken kendime bu soruyu çok sordum.
Fark ettim ki siyaset yapanların çoğunluğu
cüzdana,azınlığı ise vicdana ve halka yöneliyor.
Bu da madalyonun diğer yüzü.
***
Birde,kendini" peygamber çocuğu"
zannedenler,doğruluk,dürüstlük,erdem,
şeref gibi kavramlar sanki atalarından
miras kalmış gibi davrananlar var.
Kendini öyle görmek isteyenlerin içine
girer ve bir bakarsın ki,defoları birer birer
ortaya dökülüyor.
Gelelim esas vatandaşın arasına karışanlara,
politikacılara sallayan,aramızda dolaşanlara...
***
Bu çoğunluğun gözü sanki başkasını görmez.
Varsa yoksa siyasetçi,politikacı muhabbeti.
"siyaset yapan yalancı,politikacı hırsız"..
Mübarek haşa sanki ayet.Kalıp değişmez.
Siyaset kurumu içinde hiç bulunmamış,
bulunmak istemeyen,"ne işim var benim
bu pisliğin içinde"diyen,ama ahkam
kesmeye gelince bundan da geri durmayanlar
bu ve benzeri "yakışıksız,seviyesiz"kelime
ve cümleleri her zaman kurmuştur.
Bende böyle diyenlere hep sormuşumdur:
"Politikacıların hepsi için her türlü
aşağılayıcı sözcükleri kullandın.
O halde neden birilerine veya partilerine
oy atıyorsun"?
???
Birilerini siyaseten de olsa neden
seçiyorsun"?
???
Madem ki insani değerler açısından en
önemli meziyetler sende var, neden ülke
insanını yönetmek, abad etmek adına
ortaya çıkmıyorsun?
???
Politikacıya"hırsız,şerefsiz,yalancı" yaftası
yapıştırdın.Seçilen bu kişilere bir şekilde
oyu ile seçilmesine"yardım ve yataklık
eden de"hırsız,şerefsiz ve yalancı"
değil midir?
???
Yanıt nedense hep aynıdır: "canım
ben onu demek istemedim de",
kem,küm,gak,guk.
Aslında ucuzluk, bayağılık kendi beynimizde.
***
Devam edelim,kendine "namus,şeref,dürüstlük
kumaşı"biçen,etrafında dönen fırıldakları
gördüğü halde üç maymunu oynayanlara..
***
Usul usul "götürmenin" büyüğü,küçüğü
olmaz.
Eskide de vardı,şimdi de var.
Şimdilerde sanki biraz daha fazla gibi.
Çünkü "yapanın yanına kar kaldıkça",cüret
eden sayısında da artış oldu.
Bu yüzden giderek artan çoğunlukta kişi
kendi çapında "malı götürmenin"
hesabı peşinde.
***
Malı götürmek dedik de,aslında
götürürken kanunsuz yöntemlere,
gizliliğe hiç mi hiç gerek yok.
Çünkü etik değerler mazide kaldı.
Eskiden "ayıp" vardı,"utanmak"vardı.
"Duyulursa rezil olurum korkusu",
"elalem ne der"baskısı vardı.
"Toplumdan soyutlanırım,ailem mahvolur"
endişesi vardı.
Hepsinden öte "Allah korkusu"vardı.
Ama,o devirler geçeli çok oldu.
***
Günümüzde kazandığın paranın kaynağı
hiç önemli değil.
Devlet bile hesap sormuyor.
Yeter ki bol paran olsun.Olsun ki,
yaşlanıp ölüm korkusu başladı mı,
yaradanı da kandıracağını zannedip
cami,okul yaptırır,bağış adı altında
fakir fukara bakar,öğrenci okutursun.
Adın"hayırsever iş adamı"veya "gönül
adamı"olur.
Olur mu?
Olmaz!
Çünkü vatandaşı kandıramazsın.
Onlar hayırsever olarak dürüstünü veya
"cukkacı" olanını kolayca ayırt etmesini
iyi bilir.
***
Gençken farkına varamazsın.
Götürmeye başladın mı deve kervanı bile
yetmez.Bir anda ayakların yerden kesilir.
En efendi,saygın,muteber,selam verilecek
adam sensindir.
Ekonomiyi,ülkeyi tanımayı,giyinmesini,
yürümesini,fikir vermeyi en iyi bilen
sensindir artık.
Karın bile sormaz,"bey bu değirmenin
suyu nereden geliyor"diye.
Yeter ki parayı sen götür.
Yanlış anlama!Eve tabii ki..
Sadece arkandan bol bol konuşulur.
Üstelik bunu sürekli sana selam veren
kişiler yapar.
Hiç kafana takma!
Durmak yok! Yolmaya devam!misali..
***
Soygun düzenini yasal çerçevede
insanların gözünün içine baka baka
yaparsın.Hatta siyasette millet
"aaa!beni soyuyorlar,diye isyan eder.
Ama,gider oyunu soyduğunu iddia
ettiği kişilerin partisine atar.
Örnek mi?
"Gemicikler,kutucuklar"dersin,bir seçim
olur.Kazanan,"malı götüren"dir aslında.
Esnaf,çiftçi,işçi bas bas bağırır:
"soyuluyoruz,batıyoruz,mahvolduk".
Bir bakmışsın önümüz baharında seçimi
kazanan,yine götüren onlar olur.
***

"Vatandaş kazanacak,belediye kazanacak,
şehir kazanacak"diye beylik laflar edilir,
bir bakmışsın kazanan müteahhit."Emsal"
gevezeliği yapayım derken,bütün geveze
ağızlara sakız olursun,herkes seni konuşur..
Adın çıkar "avantacı-cukkacı"diye.
Mızrak-çuval misali.
Hiç bir yerine sokup gizleyemezsin.
***
Ne tuhaf değil mi?
Her türlü şekilde"cukkacı,avantacı,hırsız,
malı götüren"diye suçladığın insanlar
ülkeyi yönetiyor.
Kim onlar?
Siyasetçiler.
Ne demiştiniz onlara?
Yalancı,hırsız!
Peki kimler seçti onları?
Sen,ben,biz,hepimiz.
Madalyonun,paranın,aynanın,plağın iki yüzü.
Kimler?
Vatandaş...Politikacı..
***
Ya seçmen"aptal"yerine konuyor.
Ya da ortada dönen dolaplar,söylenenler
"kocaman bir yalan"dan ibaret..
***
Bu "organize işler" son yılların marifeti değil.
Yüzyıllardan beri söylenen atasözlerimiz var.
Demek ki hiç akıllanmamış,hiç değişmemişiz.
"Deveyi hamudu ile götürmek,minareye kılıf
uydurmak,yapanın yanına kar kalmak,bal
tutan parmağını yalar,kaz gelecek yerden,
tavuk esingenmez"..
Neymiş?
Demek ki vatandaşı soyup,soğana çevirmenin de
atasözleri varmış.
Benzer cümleler hayatımızdan,ağzımızdan
hiç eksik olmadı,olmayacak.

***
Siyaset kurumuna geri dönelim.
"Günah keçisi"yaptıklarımıza yani..
***
Sıralamaya soksan iş adamı kılıklı "fırsatçılar",
"bürokratın"uzun kollusu",ancak ondan sonra
siyasetçiyi sayabilirsiniz.
Hangi açıdan mı?
Şeytan üçgeni veya üçlü sac ayağı meselesi..
Bu üçlü mekanizma olmazsa veya bir ayağı
yoksa"büyük götürme şansları" yok gibidir
***
Siyaset kurumunda aktif görev yapanların
hepsine "cukkacı"demedik,elbette demeyiz de.
Toptancı yaklaşım,her şeyden önce iftira
atmak olur.
***
Birazda gülümseyin!
Bir gurup milletvekili tarikat şeyhini
ziyaret etmişler.Onlar gittikten sonra
müritler arkalarından okuyup,üfleyen
"hoca efendilerine"sormuş:
Efendim vekiller için dua mı ettiniz?
Hayır!
Onları tanıyınca ülkem için dua ettim.
***
Devlet-vatandaş-siyasetçi..
Aslında birisi,diğerine,diğeri de
öbürüne hiç güvenmez.
Kimin kime gücü yeterse misali,
süreç devam eder,gider.
Hiç önemli değil!
***
En tehlikeli durum,vatandaş "enseyi
karartmaya"başladığında ortaya çıkar.
O şaşkınlıkla karışık sakinlik,sessizlik,
tükenmişlik,ümitsizlik duygusu var ya.
Esas ona dikkat edeceksin.
Bomba-fitil misali.
Ne olacağı belli olmaz.









Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.