Neden böyle oluyor.
Anlamıyorum…
Hep böyle mi gidecek bu düzen?
Şaşılacak ne durum var… Diyorum.
Alıştık… Alıştırıldık.
Olanlara, hayretle karşılamaya.
Günün her saatinde öyle haberler gündeme geliyor ki;
Ne oluyoruz?
Neden böyle oluyoruz?
Demeye zamanımız bile kalmıyor.
İkincisi, üçüncüsü ve sonrakiler hemen gündeme düşüyor.
Anlayacağımız.
Şaşa… Şaşa… Şaşılacak halimiz kalmadı.
Ülkemiz de;

Perişanlık diz boyu. Aldı başına gidiyor.
Bugünler de;
Ya canlar yanıyor.
Ya ceplere düşen eller yanıyor
Ya da evler yanıyor.
Hem canlar yanıyor.
Hem evler yanıyor.
Hem eller yanıyor.
Ortalık adeta yangın yerine döndü.
İşin nereye varacağına kestiremiyoruz.
Varacağı yere varacak, varmasına da.
Ne kadar can yanacak?
Ne kadar el yanacak?
Ne kadar ocaklar sönecek?
İşte orasına kestirmek zor.
Çıkılacak işin içinden çıkılmasını da,
Yanan canların, yanan ellerin sönen ocakların,
Faturasını kim ödeyecek.
Bu fatura çok olmasa bari.
İsyanımız boğazımızda düğümlenen hıçkırığa benzedi.
Bugün benim güzel ülkemin getirildiği nokta burası.
Ne dostumuz kaldı, ne de komşularımız.
Bir girdaba kapılmış, çabaladıkça girdabın için de daha çok sürükleniyoruz.
Bizim seçtiğimiz siyasetçiler, miting meydanlarında, yüksek sesle nutuk çekerken,
İnsanlarımıza, halkımıza mutlu edeceğiz demiyorlar mıydı?
Bugün ülkemiz de;
Hava alanları yaptılar,
Duble yollarla ülkemize donattılar,
Huzur, güven, mutluluk söylemleri hava da uçuştu.
Ama;
Bu yollarda barikatlar kuruldu, hendekler açıldı, sinsice mayınlar döşendi.
Bunlara kim izin verdi?
Ama bu siyasetçilerin kendileri yok orta da.
En güzel yaptıkları iş;
Şehit ve terör kurbanlarının cenazelerinde, en ön saflarda yer tutmaları.
Emekçilerimizi kaybettik. Yerin yüzlerce derinliklerinde.
Bugünlerde ülkemizin başkenti ANKARA karaya büründü.
Gencecik evlatlarımızı hayalleriyle toprağa gömerken, cenazelerde yine en ön saflarda onlar var oluyor.
Vatandaşımıza, ülkemin halkına ön saflarda yer bile olmuyor.
Çünkü onlar seçilmişler.
Ölenler ise,
Seçenler.
Ama bu halk ölüme seçmemişlerdi.
Amaçları okumaktı. Hayallerini gerçekleştirmekti.
Başarılı olacaklarına inanıyorlardı.
Çünkü onların çoğu gençti. Gelecekten umutları vardı.
O gençler ki;
O insanlar ki;
Daha üç beş ay önce istikrara oy vermişlerdi.
O gençler ki;
Teröre kurban verdiğimiz kurbanlardı.
Peki… Teröre geçit veren kimlerdi?
Emperyal güçlerin yalakaları.
Bu gençler, bugün hayalleriyle toprağa gömüldüler.
Umut ve hayali toprağa gömüp, analarının gözyaşlarıyla sulanıp filizlensin diye.
Belki biz olarak, halk olarak yapılacak en önemli şey,
Siyah kıyafetlerimizi giyip, sessiz bir yürüyüş yapmaktır.
Bağırmadan, flamasız, rozetsiz birbirimizi diğerinden ayıran herhangi bir simge taşımadan.
Slogan bile atmadan sessiz bir yürüyüş.
Hangi inançtan, hangi kimlikten, hangi meslekten olursa olsun sessiz bir yürüyüş.
Bakınız;
Terör artık hedefsiz bir eşiğe geldi.
Ölüm istemiyoruz.
Görüşü ne olursa olsun, hiçbir neden, insan hayatından önemli değil diyorum.
Şimdi soruyorum siz okurlarıma… Halkıma…
İyi miyiz?
Kötü müyüz?
İyiysek… EVET.
Kötüysek… HAYIR.
Diyebiliyor muyuz?
Esen kalınız efendim.






Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.