Geçtiğimiz hafta kahraman Türk ordusu içinden bir gurup darbeci subayın oluşturduğu cuntanın milletin iradesiyle seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisini ilga eden ve meşru hükümeti deviren 27 Mayıs darbesinin yıldönümü idi. Bugün dolayısıyla çeşitli örgütler, kurum ve kuruluşlarca toplantılar düzenlendi, demeçler verildi, gazetelerde yazılar yazıldı, televizyon programları yapıldı. 56. Yılını idrak ettiğimiz bu hain darbeyi çoğunluk telin etti, en azından objektif değerlendirmelerde bulundu, ama bu günü kutlayanlar da vardı.
68'liler vakfı bugünü kutlayan tek örgüttü. Filizlenmelerine, yeşermelerine olanak sağlayan daha fazla özgürlükçü olduğuna inandıkları 61 Anayasasını kutlamalarına bir şey diyemem, elbette haklarıdır. Ancak darbeyi kutlamak da neyin nesidir? Darbelerin iyisi kötüsü olur mu? Darbe darbedir ve balyozu yiyen her zaman halk olmuştur.
Sanki hep karşı olduklarını beyan ettikleri Amerikan emperyalizminin de dış güçlerin de Türkiye'de cirit atmalarına, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine zemin oluşturan askeri vesayetin temeli 27 Mayısta atılmamış gibi niye kutlarlar acaba?
Hukukun katledildiği, doğal yargıç ilkesinin rafa kalktığı, "sizi içeri tıkan kuvvet böyle istiyor" denilen yassıada tiyatrosunun, 12 Martta, 12 Eylülde, Silivri'de 17-25 Aralıkta ortaya konulan hukuksuzluğa emsal teşkil ettiğini bile bile neyin kutlamasıdır bu? Darağacına giden üç fidanın da, 12 Eylülde bir oradan, bir buradan denilerek asılan onlarca gencin hazin sonlarını hazırlayan zihniyetin tohumları 27 Mayısta atılmadı mı? 27 Mayıs'ın zımni ortağı CHP lideri bile Menderes'in anıt mezarını ziyaret edip bir anlamda partisinin geçmişiyle yüzleşme cesareti gösteriyorsa bu kutlama neyin nesidir? Neyse konumuz bu değildi gelelim asıl konumuza.
27 Mayıs Cuma günü Özgürlük Araştırmaları Derneğinin düzenlediği "27 Mayıs ve Sonrasında Türkiye'de Hukuk" konulu konferansa davetliydim. Bilmeyenler için söyleyeyim. Dernek, Adalet Partisi Milletvekili ve liberal kanadın temsilcisi merhum Prof.Aydın Yalçın'ın kurduğu Liberal Düşünce Topluluğunu son dönemlerde AKP'nin arka bahçesine dönüştürmek isteyen yönetimine karşı topluluktan kopan gerçek liberal, cumhuriyetçi, demokrat çoğunluğun kurduğu entelektüel bir oluşumdur.
Konferansın konuşmacısı AYM eski Başkanı Haşim Kılıçtı. Bir saat boyunca, Sayın Kılıç'ı keyifle dinledik. Özellikle, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, konularındaki fikirleriyle tam mutabakatım vardır. Ayrıntılarda gizli farklılıklarımı da zaten orada dile getirdim sizlerle de paylaşacağım.
Ne diyor Sayın Haşim Kılıç?
Darbecilerin çıkardığı, siyasi partiler Kanunu ve Seçim Kanunları ortada dururken anayasa ve başkanlık sistemi tartışmaları yersizdir diyor. Hukuk siyasallaşmış, adalete güven azalmıştır diyor. Yüksek yargı başkanlarının Cumhurbaşkanının gezilerine katılarak alkışlamaları konusundaki bir soruya "cevap vermeye bile utanıyorum" diyor.
HSYK'nın teşkiline ilişkin seçim yapılmasını ve şeklini doğru bulmadığını, adalet teşkilatını siyasallaştırdığını söylüyor. Bir uzman doktorun yetişmesi seneler alıyor, 6 yıl eğitimin ardından TUS dönemi başlıyor, 30 yaşlarında uzman olabiliyor, oysa hukuk fakültesini bitiren bir genci hakimlik stajının ardından 22-23 yaşında kürsüye çıkarıyoruz diyor. Böyle olunca da henüz olgunlaşmamış, hukuku, adaleti içselleştirmemiş gençler kendilerini ait hissettikleri, gurup, cemaat, siyasal ideolojinin mensubu gibi görüyor hukukun yerine aidiyetlerine göre hüküm veriyorlar, bu da adaleti yaralıyor diyor. Dokunulmazlıklar konusundaki AYM'ne yapılan bireysel başvuruların kamuoyu baskısı nedeniyle reddedilebileceğini söylüyor.
Başkanlık sisteminin ne olduğunu kimsenin bilmediğini, içinin boş olduğunu, partili cumhurbaşkanı formülünün ise çok tehlikeli olduğunu, zaten şu anda defacto bir durumun var olduğunu ve bunun da kuvvetler aykırılığını zaafa düşürdüğünü söylüyor. Cumhurbaşkanının iktidar partisinin başı gibi davranmasını, muhalefet partileri başkanlarıyla polemiğe girmesini, AYM kararlarını tanımadığını saygı da duymadığını beyan etmesini doğru bulmadığını söylüyor.
1946 ve 1950 seçimlerinin çoğunluk sistemi yerine nispi temsil esasına göre yapılabilmiş olsaydı, meclisteki dengelerin daha sağlıklı olabileceğini ve böylelikle uzlaşma kültürünün daha önceden tesis edilmesiyle darbenin önlenebilmesinin mümkün olabileceği varsayımında bulunuyor. DP dönemindeki uygulamaların 60 sonrasında CHP'yi daha özgürlükçü bir anayasa yapmaya zorladığını da söylüyor.
Daha birçok konuda görüşlerini dile getiren Haşim Kılıç'ın birçok konuda görüşlerine katıldığımı beyan etmiştim. Ancak katılmadığım ve kürsüde dile getirdiğim hususlar da var onları da yarın paylaşacağım. Sağlıcakla kalın.




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.