Bu yazıyı öğrenilmiş bilgilerimi unutmamak adına yazıyorum.
Yaşam denilen döngünün ta kendisini betimlemeye çalışacağım.

Felsefe ve özellikle semavi dinleri birbirinin alternatifi gibi görme
refleksinin 2500 yıllık serüvenini günümüz mantığı ile çözmek yerine,
ortak paydalarını tespit etmeye çalışsak ne güzel olur,değil mi dostlar?
Yoksa hayatta işin içinden çıkamadığımız gibi,temelli batağa
saplanır,kalırız.O yüzden korteks altını gereksiz söylemlerle kirletmeyelim.

Günümüz de İsviçre Cern'de Higgs bozonu adı verilen,"tanrı parçacığı"
kavramının benzerini Thales'in felsefik olgular için kullandığı terimler ile
benzeşmesi çok dikkat çekici.
Materyalizmden bir anda mistisizme geçme hızı,bozonun devir hızından
daha yavaş değil.
**************
Yaşadığı çağda(M.Ö 6.asır) bilim yerine mitoslardan beslenen fikirlerin çıktığı yer
Olympos ve onun tanrılar kavramı iken,varoluştan MS 6. yüzyıla kadar da
arş-ı ala'dan tanrı bilimi denilen ilahiyatın yeryüzüne gönderildiğine
şahit oluyoruz.
O günlerin elçisi filozoflar olurken,insanlık tarihinin başlangıcından
itibaren elçilik görevi peygamberlere verilmiş.
Günümüzde belirleyici olan ana felsefik fikirleri,ilahiyat kavramlarını
betimleyecek ne feylesof kaldı,ne de ilahiyata pencere aralayacak,peygamber.
İşte o yüzden geçmişe sık sık atıfta bulunmamızın sebebi de bu.

Hem dinlerin,hemde mitolojik dünyanın felsefik yapısının ortak çıkış noktası
tüm varlıklar.Ve de buna önderlik eden insan türü.
Binlerce yıl,olan biten ne varsa insan için,insanlık adına yapılmış.Bu yüzden
dini felsefeden soyutlamak,veya birinin diğerinin alternatifi olduğu hükmüne varmak,
insanlığa yapılacak en büyük zulümdür.

Felsefede de,dinde de nüfuzlu konum ve para elde etmek için olmaması gereken
akli yapıdaki insanlar türemiştir.
İnsanlığın varoluşculuğunu binlerce yıldan beri savunan filozofların yerini
halktan para toplayarak felsefe seansları yapan gezginci,"Sofist"
denilen kişiler almıştır.
Başlangıçta kalıplaşmış doğmatik ve pragmatik çözümlerden uzak olan
klasik felsefeye yeni soluk katan,bu sofistler para karşılığı meslek
icra etmekten dolayı "felsefenin ağır toplarını" fena halde kızdırmışlardır.
Zaten bir süre sonra da aralarına karışan "şarlatanlar"yüzünden
toplulukların gözünden de düşmüşlerdir.
Sofistlerin ilklerinin en büyük yararı sınıfsal ayrımcılık yüzünden
gerginleşen toplumsal olaylara basit,akılcı çözümler üretmeleridir.
En yalın ifade ile"Sende servet ve nüfuz var,bende ise kol gücü.Gel bunu
ortak kullanalım".Bir çeşit işçi-işveren statüsü..

Son dönem sofistleri tümden felsefeye ağır darbeler vurmuş,insanlar
felsefeden değil,hatibin davranış ve sözlerinden kuşkuculuğa kapılmıştır.

Semavi ve diğer dinlerde ise ulemanın,sufilerin,dervişlerin yerini,
para,servet,şöhret düşkünü"vaizciler"doldurmadı mı?
Bir tarafta Sahte sofistler....Diğer tarafta Dinci vaizler...
Her ikisi de buram buram menfaat,sahtekarlık ve de yozlaşmanın sembolüdür.
**************
Antik Yunan'da sırf para kazanmak uğruna sahte kimliklerle hatiplik yapan Sofistler,
gerçek filozofların Agoralardan kaçmasına neden olmuşlardır.
Günümüze kadar gelen,temelli azgınlaşan,"selamları da para,kelamları da para",
"din bezirganları"dediğimiz kendisinin evliya,efendi,molla,seyyid,şeyh gibi
kelimelerle anılmasını isteyen "sahtekarların" en büyük tuzakları "vaizciliktir..
Her türlü kitle iletişimini kullanarak,dini alet ederek,servet sahibi olmaya
çalışmanın en kolay yolu budur.
Gözlemlediğim insanların durum ve konumunu,boyutsal parametrelerle
isimlendirebiliyorum.Fakat bunu şucu,bucu gibi kelimelerle yaftalamak,suçlamak
bence fikir fukarılığından başka bir şey olmaz.
Sahte sofist ve vaizci deyip,konuyu kapatmak en doğrusu.
Çünkü,her ikisinin de silahı "çatal dil"leridir.Onları muhatap almak,farkında
olmadan dini ve felsefi açıdan insanı batağa sokabilir.
İnsanoğlunun bu ucuz ve bayağılık tarafını bırakıp "ayrı yumurta ikizi" olan
felsefe ve dine ait öze şeyler söyleyelim.
***********
BİR ANEKDOT....

Yıl 1974..
Kıbrıs barış harekatı başladı.Üniversite son sınıftayız.
Ege üniversitesi-Sümerbank işbirliği ile "folklor ve halk dansları topluluğu"olarak
Fransa'nın L'Argentone bölgesindeki kenti,kentin adı ile anılan "uluslararası
Dijon bağ ve şarap halk dansları festivaline" "şeref konuğu"olarak katıldık.
Çünkü,
1972 yılında "İzmir Turizm derneği"olarak ilk gidişimiz de aynı yerde folklor ve
halk dansları olarak 5 kıtadan katılan 47 ülke arasından(Rusya-Çin-Hindistan dahil)
Türkiye'ye uluslararası alanda ilk "dünya birinciliğini"getirmiştik.

Neyse...Güzel günlerdi..
Uzun ve pek çok ülkeyi gezerek,otobüs yolculuğu ile gitmiştik.

Dijon'da kalırken,bizleri ünlü besteci ve piyanist Chopin'in kendisi gibi ünlü yazar
sevgilisi George Sand(madam Dupin)beraber yaşadıkları çiftlik-müze evine
ziyarete götürdüler.
Tarihi dokuyu muhafaza etmişler.Buram buram eski kokan muhteşem
bir köşk ve müştemilatı.
Üst kattaki iki aşığa ait yatak odasına okulda asistanım olan Hasan Banguoğlu
ile beraber girdik.Kimseler yok.
Hafta içi ziyaretçi yok gibi.
Kenarda eski bir piyano,karşımda tepesinde kumaştan tacı olan antika bir karyola.

Ben bir anda onlara ait yatağa oturdum.(Türk kafası)Hasan ağabey fotoğrafımı çekti.

O sırada içeriye 50 yaşlarında bir adam girdi,beni görünce sert bir ifade ile baktı.
Yanında 30'lu yaşlarda 5-6 kişi de var.
Öyle ya..Yasak kordonunu aşmış,yatağa oturmuş bir genç.
Fransızca bir şeyler söyledi.Saint Joseph mezunu Hasan Ağabey düzgün Fransızcası
ile özür diledi,bir şeyler söyledi.Adam yumuşadı.Kendi dilinden olunca sohbet koyulaştı.
O zaman tanıştık..
O da bir kaç öğrencisi ile gelmiş.
Bazen "keşke şimdiki bilgi birikimimle tanışmış olsaydım" dediğim kişi,

Fransız yakın tarihinin ünlü düşünürü,edebiyatçısı,filozofu,

JEAN FRANÇOİS LYOTARD....

Arabasından bir kitap verdi.Fransızca.Sonra Türkçe baskısını da almıştım.
Sonra ki yıllarda kendisi ile yazıştım.
Yıllar sonra(1980 yazı) Efes'e geldiler.Bende kadroya dahil oldum.Gezdik.
Ne büyük bir onurdu benim için.Havalara uçuyordum.
İnsanları fikir adına,felsefe adına peşinden sürükleyen bir adam.
Jean Paul Sartre'ın arkadaşı,fikri kavgalısı,devrimci,idealist....
Sakin,sessiz,mütevazı.
Gözlerinden ilim fışkırıyordu adeta.
Hasan ağabey de geldi,tercümanlık yaptı.Bir kaç gün beraber olduk.
Milet harabelerinde Homeros'un anlatımı ile Miletli Thales'in Milet antik tiyatrosunda
ders olarak verdiği öğretileri anlattı.Sanki o anı yaşamış gibi olduk.

********

Bu anımı niye mi yazdım?

Monsieur Lyotard'dan duydum ilk defa...

POSTMODERNİZM...kelimesini.

Belki de duyan ilk Türk idim.

Bu arada son 20 yılda okumuş,bilgi sahibi insanlardan binlerce kez duyduğum
"postmodern darbe" lafı bende adeta küfür etkisi yapıyor.

Üstat,20.yüzyılın "modern çağ"olduğunu,21. yüzyılın ise onu ileriye taşıyacak
olan "postmodernizm akımı"diye tanımlıyor.

Ne diyeyim dostlar.

Postmodern-darbe....şark kültürü.
Postmodern-hayat.....Batı kültürü..

***********

En büyük hobbym müzik ile uğraştığım için "estetiğe"çok önem veririm.
Ayrıca uzun yıllar "siyasetin" kurgu ve kuramsal yapısı ile çok ilgilendim.

Her ikisi de aslında disiplin isteyen işler.
Disiplinlerarası söylem bilgi ve iletişim,insan vücudu,modernist ve postmodern
sanat,edebiyat ve eleştirel teori,müzik,film,zaman ve bellek,peyzaj,uzay,kent
gibi evrensel konuları içselleştiren noktaların buluştuğu yer estetik ve siyaset.

Monsieur Lyotard,

Marx'ın etkisinde kalmasına rağmen,sosyalizm'in katı ve tutucu yapısına inat
"Cezayir için özgürlük"isteyecek kadar Fransız,Jean Jack Rousseau kadar
bağımsızlığına düşkün bir filozoftu.
20 yüzyıl son çeyreğine tıpkı J.Paul Sartre gibi "özgür sosyalist düşünceye"büyük
katkısı olmuş bir insandı.

Gördüğünüz gibi dostlar..

Yeryüzünde nereye baksanız tanrıyı görürsünüz.
Hangi taşın altına bakarsanız da felsefeyi......

********
AKTİF FELSEFE
Felsefeyi merak edenler...
Felsefeye ilgi duyanlar...
Manisalılar.....
Çok şanslısınız...
Benim bilgi kırıntılarımı okumak yerine,bilgelik pınarının kaynağı
"Manisa Aktif Felsefe Temsilciliğine" gidin.

Felsefeye zarafet katan bilge bir hanımla tanışın,dinleyin,feyz alın.
Sadeliği,insanlık adına,insanların gözüne sokmadan sarf edilen çabaları gözlemleyin.
Gerçek manada insani değerlerin ne olduğunu öğrenin.
Orada bulunmanın yaşla ilintili olmadığının farkına varın.

Yaşam,sadece para kazanmak için harcanamayacak kadar kıymetli ve de pahalı..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.