Onlar, Manisa da Ülkücü Hareketin, bayraklaşmış isimleri. Türkiye Cumhuriyeti Yıkarak yerine Marksist- Leninist veya Maoist, Enver Hocacı, kısacası yaygın ve bilinen tabiri ile Kominis t bir devlet kurmak isteyenlere karşı, siyasi iktidarların aymazlığı ve kurumlarının nerede ise Milli çıkarlarımızı, Vatan, Devlet ve Milletimizin, milli değerlerinin ve insanımızın can ve mal güvenliğinin korunmadığı günlerde; yaşlarının küçüklüğüne rağmen, kocaman yürekleri ile Türkiye Cumhuriyet Devletini korumak uğruna canlarını hiçe sayarak, türlü zorluklar içinde kahramanca bir mücadele verdiler.

Her ikisi de, o, vuruşma ortamı sonrası, suçlu olmadıkları halde, suç atfedilen arkadaşlarını korumak uğruna , Selçuk Duracık, Cumhuriyet Savcısına bizzat giderek Halil Esendağ, sahte kimlikle göz altına alındığı Aydın ilinde kimliğini açıklayarak teslim oldular.

Aşağı da anlatılan ülkü erleri bu iki şehidimizin şehadet şerbetini devlet eliyle içtikleri sabahın hikayesidir.

'' Koğuşta 22 tane Ülkücü var, ceplerindeki para bir kefen almaya bile yetmiyor.. Ceza evi terzisi geliyor "Bu gece Halil Esendağ ile Selçuk Duracık'ı asacaklar, haberiniz olsun!" diyor..

Koğuş sessiz, çıt çıkmıyor; diller lâl olmuş, yüzler donuk..
Toplanıyor tüm koğuş, dillerde Kur'an, gönüllerde iman..

Yürüyorlar darağacına, yan yanalar; savaşırken de, ölürken de..
Kur'an-ı Kerim okudu ikisi de, helallik istediler, tekbirler getirdiler. Sonra Selçuk'a döndü Halil: "Önce seni assınlar Selçuk, sen bana dayanamazsın!"

Önce Selçuk yürüdü yağlı urgana; mert'çesine, yiğit'çesine, Türkçe'sine, dirilir'cesine.. Tabureye çıktı, yağlı urganı geçirdiler boynuna. Arkasına döndü, helallik istedi celladından. Sonra vurdular altındaki tabureye.. Sallanıyordu Selçuk, ölürken dirilir'cesine, dirilirken yiğit'leşircesine.. Sallandı, sallandı; Kıble'ye doğru dönmüştü ki yüzü, o an durdu.. Herkes şaşkın, tesadüf diyenler, dalga geçenler çoğunlukta..

Sonra Halil geldi, dilinde "Allah-u Ekber" sesleri, yürürken attığı vakur adımları.. Yağlı urganı geçirdiler boynuna, sonra Kelime-i Şehadet getirdi.. Celladına döndü, o da helallik istedi.. Ve bir tekmeydi bir koç yiğidin daha ebediyete göç etmesine sebep olan.. Sallanıyordu Halil de, Başbuğ'u görürcesineydi yüzündeki tebessüm.. Sallandı, sallandı; Kıble'ye döndü yüzü ve bir bıçak gibi kesildi hareket edişi.. Kıble'ye dönmüştü artık, Selçuk gibi durmuştu cansız bedeni..

İnfaz erkanı şaşkın, titrek, tedirgin..
"Nasıl olur bu?" sorusu ile inliyor her yer, içlerinden birisi çıkıyor bir adım ileri, işaret parmağını kaldırıyor havaya ve avazı çıktığı kadar bağırıyor, meraklı gözlerle bakanların suratına:

"Vallahi bunlar ŞEHİT, Vallahi bunlar ŞEHİT!"

Uğruna nice koç yiğitler verdiğimiz ve istikbalde de daima şerefle yad edileceğine inandığımız Ülkücü Hareket'in Yusuf yüzlü şehitleri Halil Esendağ ve Selçuk Duracık'ı şehadetler inin 32. senesinde rahmet, minnet, saygı ve duayla anıyoruz..

Kutlu ruhlarınız şad, mekanlarınız cennet olsun..
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.