Evimizin ekmeğini katkı sağlamak için, Bizim yaşadığımız yıllar da; 

Şehirler de beş kuruşa simit satanlarımız varken, kimilerimiz de su satıyorduk 

Bizim çocukluk zamanlarımız da; 

Simit satarken, su satarken, 

Aşk ta yoktu. Meşk te yoktu. 

Olası aşk mektuplarını taşın altına koyar saklardık. Hatta sevdiğimiz kızlarla göz göze gelmemek için adını bilmediğimiz sevdaların gönül yarası olduğunu bilirdik. 

Ama; 

Şunu iyi bilirdik. Her devrin adamı olmayı hiç mi hiç bilmezdik. 

Bizler; 

Su satarak, simit satarak, köylerde harman döverek, keçi koyun çobanlığı yaparak büyüdük. 

Tek kelimeyle o yüzden hiç mi hiç insan satmadık. 

Öğrenciyken bile; 

-İşçi grevlerinde büyüklerimizin verdiği görevlerde davul bile çaldık. 

-Kimsenin parasını eşyasını çalmadık. 

- Kendimizi hayata karşı korumak için, 

Bizler vurulmayı öğrenen yaşam insanlarıydık. 

Hiçbir politikacıya, siyasetçiye yanak uzatmayacak kadar “ HAYAT BİLGİMİZ” vardı. 

Hala o bilgilerin ışığında yaşam sürdürmekteyiz. 

Politikacılara yağ çekenlerin altına lüks jipler çekildiği bu ülkede, halkımızın çile çekmesini de normal karşılamayanlardandık. 

Bu gün; 

Sokaklarımız da, caddelerimiz de su simit satarak büyüyen çocukların, kimlerin ne mal olduğunu iyi bilmesi gerekmiyor mu? 

Bizim su, simit sattığımız yıllar da çocuklar TİNER çekmiyordu. Sokak aralarında. 

Sokaklarda yürüyen kadınlarımızın kız kardeşlerimizin çantaları çekilmiyordu. 

Bu kadınlar, kız kardeşlerimiz sokak ortalarında, caddelerde dövülmüyordu. 

Bizim çocukluğumuz da para yoktu ama insanlık paranın üzerindeydi. 

Enflasyon düşmüyordu ama pazara giden analarımızın, babalarımızın Pazar fileleri doluyordu. 

Komşunun komşusuna güveni inancı vardı. 

Bizim ülkemiz böyle bu kadar karanlık değildi. 

Genç kızlarımız böylesine kolay satılmıyordu. 

Babalarımız, analarımız, kızlarımız soyunsun da şöhret olsun diye fırsat kollamıyorlardı. 

Uyuşturucunun peynir ekmek gibi satılmasına hangi delikanlı gençliğimiz izin verirdi? 

Onuru vardı insanlığın. Erkekliğin şerefi haysiyeti vardı. 

Bizim ülkemiz de, bizim memleketimiz de, kazanılan paranın ne olacağını, benim düşünmeğe hakkım yok mu? 

Bu memleketin ormanlarının, bu memleketin madenlerinin, yer altı yer üstü zenginlik kaynaklarının toplam bir değeri yok mu? 

Bu değerler gerçekleştirilip, gidip nice köşklere yalılara, rezidanslara, Amerikan tahvillerine dönüştürülecekse niçin memnun olalım. 

Çünkü bu ülkede simit satanlar, su satanlar, çöp toplayanlar, aç yaşayanlar varken nasıl mutlu olalım. 

Ne diyor ozanımız; 

Nesini söyleyeyim canım efendim 

Gayri düzen tutmaz telimiz bizim 

Arzuhal eylesem deftere sığmaz 

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim. 

  

Benim bu gidişe aklım ermiyor 

Fukaranın halini kimse sormuyor 

Padişah sıkkesi selam vermiyor 

Kefensiz kalacak ölümüz bizim. 

Bu yüzden diyorum ki; Gençliğimize, halkımıza sesleniyorum. 

Utanmayan YÜZDEN, 

Yağmur olmayan GÜZDEN, 

Kalp inciten SÖZDEN, 

Fırıl fırıl dönen GÖZDEN, 

Tütmeyen BACADAN, 

İkİ yüzlü DOSTTAN, 

Laf taşıyan KOMŞUDAN, 

Vermeden alan ELDEN, 

Şükür etmeyen KALPTEN 

Sakınacaksınız. 

Esen kalınız efendim. 

  

  

  

  

  

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner44

banner43