Manisa Milletvekili, Selçuk Özdağ.Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma KomisyonuBaşkanı.
Haftanın üç gününü, Ankara da, Dört gününü seçim bölgesi veya başka yerlerde, sıradan siyaset yaparak geçirmiyor.
Gazi Mecliste, Radyo ve televizyonlarda, düzenlenen etkinliklerde, geçmişte yaşananları örnek alarak, ileride ne, nasıl daha iyi yapılırın mücadelesini veriyor. Örnekler ile anlatıyor ve farklı bir çalışma sergiliyor. Yeri geldi, kendisini tenkit ettik. Darılmadı, aradı teşekkür etti. Bu gün de farklı zamanlarda, farklı yerlerde yaptığı ve gönülden desteklediğim konuşmalarından örnekler sunmak istiyorum. Acizane diyorum ki okunacak, üzerinde dikkatle durulacak ve tatbik edilecek, boş olmayan sözler söyledikleri.
Sayın Özdağ, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tek bayrağı olduğu vurgusunda bulunarak, "Birileri bayrağımızı tanımak istemiyor, bayrağımızın olduğu yerden kaçıyorlar. Ama bizim tek bir bayrağımız var o da ay yıldızlı şerefli Türk bayrağı. Bu yanlışın ve kirli oyunların önüne geçilmesinde muhtarlarımıza da çok önemli görevler düşüyor. Herkes şunu bilsin ki "Bizim bir tane devletimiz var; Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bu devleti oluşturan milletin adı da kahraman Tük milletidir. Bizim bir tane bayrağımız var ay yıldızlı bayrağımız, bir tane vatanımız var Türkiye, tek resmi dilimiz ise.
Bize başka bir renk cümbüşüyle, dayatmalarla gelenlere ise verilecek her daim cevabımız mevcut".
"Hangi etnik kökene, mezhebe, idole bağlı olursak olalım 78 Milyon hep birlikte Türkiye'yiz. Bu büyük devletin, kahraman milletin şerefli ay yıldızlı Türk bayrağından başka bir bayrağı yok ve başka bayrak tanımıyoruz".
"Bizim mevcut bayrağımız rengimizi şehitlerimizin kanından almış şerefli ve asil bir bayraktır. Üzerinde binlerce yıllık Türk tarihinin mirasını ve izlerini taşımaktadır. Bazı kimin sesi olduğu belli siyasetçiler ve onların ayak takımları düğünlerde, cenazelerinde bir renk cümbüşü şeklinde olan bir bayrağı kullanıyorlar. Bayrağımızı gördükleri yerden de kaçıyorlar ve tanımamışlığa geliyorlar. Bunlara sağduyulu ve Müslüman Kürt kardeşlerimiz de artık prim vermiyorlar. Bunların önümüzdeki seçimlerde de barajı geçeceklerine ihtimal vermiyorum''.
''Teröre karşı yürüttüğümüz kararlı mücadeleden asla taviz vermeyeceğiz. Herkes şundan emin olsun ki Şehitlerimizin kanı asla yerde kalmayacak. Devletin içinde başka bir devlete asla müsaade etmeyeceğiz. Bizim tek devletimiz var. O da Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bugün Türkiye'de maalesef Türklük kavramına karşı çıkanlar var. Bunlar bu kavramın önemini, büyüklüğünü anlayamadıklarından karşı çıkıyorlar ama hiç kimse karşı çıkmasın, hepimizin ortak bir adı var; Türk milleti. Hepimiz Türk milletinin mensuplarıyız"
Özdağ, Fethullahçı Terör Örgütü'nü çözmek ve darbe girişimine bir daha cesaret edilmemek üzere dur denmesi için 6 sihirli kelimeye ihtiyaç olunduğunu belirterek, "Bu olmazsa olmazlar; Cumhuriyet ve demokrasi, adalet ve hukuk, liyakat ve ehliyet. Eğer bu 6 sihirli kelimeye Meclis Araştırma Komisyonu olarak en azından bir noktada küçük bir meşale yakabilirsek, küçük bir mum olabilirsek bu noktada Türkiye'nin geleceği noktasında da faydalı olur diye düşünüyorum".
"İslam itikatta birlik ister, fikirde birlik istemez. Fikirlerimiz farklı farklı olmalıdır; olsun zaten demokrasi, farklı fikirleri bir arada yaşatma sanatının adıdır. Farklı fikirleri birlikte yaşatacağız. Eğer biz bu darbeyi "Şu dönemden başlayalım.", "Bu dönemden başlayalım." diyerek yorumlarsak doğru yapmayız. Bu dönemden de başlayalım, o dönemden de başlayalım çünkü yarın belki bazı insanlara emrihak vaki olabilir, ölebilirler. Tüm bu insanları hem davet edip dinleyelim, hem de daha şeffaf bir şekilde çalışarak nihai noktaya ulaşalım"
Fethullahçı Terör Örgütü'nü çözmek için Türkiye tarihinde üç kırılma noktasına özellikle dikkat edilmesi gerektiğini belirten Özdağ, "Fethullah Gülen bilindiği üzere 1971 yılında Vaizliğe başlıyor. Önce Edirne daha sonra da İzmir'e bir geçiş yaşanıyor. Bu geçişten sonra Bediüzzaman Saidi Nursi'nin talebeleriyle bir tartışma ve ardından da yol ayrımı yaşanıyor. Öncelikle bu nedenle Bediüzzaman'ın hayatta yaşayan talebeleri varsa bu insanlarla, neden Fetullah Gülen'le dövüştünüz, Fetullah Gülen'le neden yol ayrımına girdiniz, bunları sormamız gerektiğini düşünüyorum veya onları bilenler, hâlâ hayatta olan yazar-çizer takımı varsa bunları dinlememiz gerektiğini. Birinci yol ayrımı burası. İkinci yol ayrımı ise 1980 darbesi. Türkiye'de 2 milyon kişinin yargılandığı, 50 kişinin asıldığı, benim de yedi yıl cezaevinde yattığım, yaklaşık bir yıl hücrede yaşadığım, 68 gün işkence gördüğüm bir dönem. Sağıyla soluyla çok değerli insanlar. Türkiye'nin elli yılda yetiştirebileceği aydınıyla sokakta genciyle çok ciddi şekilde heder edildiği dönemde Fethullah Gülen yakalandı. Ben de cezaevindeydim. Fethullah Gülen Isparta da yakalandığı zaman serbest bırakıldı. Kim bıraktı? İşte burada da bu arşivlere ulaşmamız gerekiyor. Herkes "Özal bıraktı." Dedi. Özal o zaman müsteşardı. Bir müsteşarın güce yetmezdi. Darbe olmuş, darbenin olduğu yerde Fethullah Gülen'i serbest bırakacak bir müsteşarı düşünmek mümkün değil. Buraya da dönüp bakmamız gerekiyor bunu araştırırken? 1980 darbesinde Fethullah Gülen'i Isparta emniyetinden kim arka kapıdan bıraktı? Bununla ilgili de bir düşünme yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Ardından Fethullah Gülen, bu darbeden sonra bir süre kaçak hayatı yaşadı, saklandı, 163'üncü maddeden kendisi hakkında davalar açıldı, daha sonra ise çok hızlı bir şekilde Türkiye'de bir yandan vaizlikler vermeye başladı, Bir insan konuşuyordu. Ben de Manisa'da 1976 yılında kendisini dinlemiştim, Bu cemaatin bir görünen kısmı vardı, bir de sonradan gördüğümüz veya görenlerin bildikleri kadar görünmeyen kısmı vardı. Görünen kısmı buz dağının görünen kısmı gibiydi, azdı. Orasıyla bir noktada illüzyon yapıyorlardı, bir noktada bizi de etkiliyorlardı. 1999'da bir kırılma noktası daha Türkiye'de, üçüncü kırılma noktası, Fetullah Gülen'in araştıracağımız. Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslimi Amerika Birleşik Devletleri tarafından, ardından da Sayın Ecevit'in söylemiş olduğu gibi "Kim teslim etti bunu? Bunların neden teslim ettiklerini hâlâ anlayabilmiş değilim." dediği cümle ve ardından Fetullah Gülen'in de Amerika'ya göçü, yolculuğu başladı. Amerika'ya kim götürdü, nasıl gitti? Burayı da araştırmamız gerekiyor, bu da çok önemli kırılma noktalarından bir tanesi"
Fethullah Gülen'in siyasilerle diyaloglarını sağlam tutan bir kişi olarak dikkat çektiğini de belirten Özdağ, "Bu siyasilerle diyalogda rahmetli Türkeş'ten Ecevit'e kadar, Ecevit'ten Muhsin Yazıcıoğlu'na kadar, Muhsin Yazıcıoğlu'ndan Kasım Gülek'e kadar ki Cumhuriyet Halk Partisinin bence en önemli siyasi figürlerinden bir tanesidir. Yine siyasi figürlere baktığımız zaman Özal'dan Demirel'e, Demirel'den bütün siyasi parti liderlerine kadar, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, Abdullah Gül'e, o günkü Sayın Çiller'e, Mesut Yılmaz'a kadar bu insanlarla bu şahıs teşrikimesaide bulunmuş. Takiyeci bir yapıyla karşı karşıyaydı Türkiye. O dönemde yapmış oldukları güzel şeyleri alkışladık, okullar. Yıllarca egemen güçler veya Batı dünyası İslam dünyasında kolejler açtılar, mezhepler açtılar; Katolikler, Protestanlar, Kalvenler Afrika'da okullar açtılar, Türkiye'de okullar açtılar. Cumhuriyet kurulmadan önce Türkiye'de 428 okulu vardı Almanların, Fransızların, İngilizlerin ve Amerikalıların. Devlet eliyle bunu o dönemde yapamamıştık. Devletimiz çok zor şartlarda kuruldu. Bir cemaat çıkmış, adına hizmet deniyor. Önce ibadet, bir vaiz, ardından ibadet, ardından hizmet, ardından cemaat. Bu cemaat kimsenin yapamadığını Afrika'da, Orta Asya'da, Ön Asya'da… 1991'de Türk cumhuriyetleri bağımsızlığını kazandıktan sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin yıkılmasından müteakiben ardından buralarda okullar açan bir yapı. Herkesin alkışladığı ve yurt dışına giden herkesin, milletvekilinden siyasetçisine kadar, sağcısından solcusuna kadar -gitmeyenleri tenzih ederim veya buralara soğuk bakanları tenzih ederim- herkesin alkışladığı, kimilerinin gıpta ettiği, kimilerinin kıskandığı, kimilerinin de "Keşke biz de bunları yapabilsek." dediği bir yapıyla karşı karşıya kaldık"
FETÖ/PDY'nin Millî Güvenlik Kurulunca 2004 yılında terör örgütleri listesine konulduğuna dikkat çeken AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, yapının öncelikle 2011 yılından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la kavgaya başladığını vurguladı. Özdağ, "O dönemde AK Parti iktidarı olarak bu yapıya karşı dikkatli olunması gerektiğini söylemiştik. Ben bu cemaatle Manisa'da milletvekili olduktan sonra daha yakın bir teşrikimesaiye girdim çünkü 2011 yılındaki seçimlerde AK Parti'yi desteklediler Manisa'da. 2010 referandumunda da "Evet" kampanyası yürüttüler, güçlü bir "Evet"çi kampanyası yürüttüler. Hatta "Ölüleri mezardan çıkartıp bunları getirmemiz gerekir." diye söylemişlerdi. 2011 yılında bunlara şunu söyledim, Manisa'da bunları çağırdım, dedim ki: "Siz hizmetinize ahlak noktasında, eğitim noktasında devam edin, tarihe not düşün. Cemaatler kendilerini severler, bütün cemaatlerde aynı özellik vardır. Başkalarını sevme istidadı gösteren cemaatler medeniyet olurlar, Selçuklu gibi, Osmanlı gibi. Siz de bu istidadı görüyorum ama aynı zamanda da görmüyorum. Görmüyorum çünkü siz bulunduğunuz yerde sadece kendinize yaşam hakkı tanıyorsunuz; solculara, Alevilere, Ülkücülere, Millî Görüşçülere, kimseye yaşam hakkı tanımıyorsunuz." "Herkes bizim gibi olsun. Herkes bir gün Nurcu olacak (Fetullahçı olacak), herkes bir gün Türkiye'de bizim olacak." dediler. "Yanılıyorsunuz." dedim. "Sayın Recep Tayyip Erdoğan'la, iktidarla dövüşmeyin, darbecilere benzemeyin, vesayetçiliğe soyunmayın. Bu devlet 18 yaşındadır, her zaman 18'dir. On yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonra hep 18 yaşında olacak ve kendisine yapılanların yavaş da yürüse kaplumbağa gibi bir gün hesabını sorar; sizi bir yılda bitirir, sizi iki yılda bitirir." İzmir'de de yaptım aynısını. Milletvekili olup buraya geldikten sonra da bunların tüm gazetecilerini çağırdım, buna Ekrem Dumanlı dâhil, Mustafa Ünal dâhil hepsine aynı sözlerimi söyledim"
Siyasetçinin en çok iki şeyden hoşlandığını bunların alkış ve oy olduğunu kaydeden Özdağ, "Siyasetçi bu iki şeyden hoşlandığı gibi aynı zamanda iki şeyden de korkacak. Vicdanından, Allah'tan. Bir de halktan sandıktan korkacak. Tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet şiarından asla taviz vermemeliyiz. Demokrasi ve Cumhuriyet, adalet ve hukuk diyerek, liyakat ve ehliyete önem vererek tüm parti teşkilatlarımız herkese kucak açmalı. Her günü seçim heyecanı, enerjisi ve hareketliliği içerisinde geçirmeliyiz. Teşkilat mensuplarımızdaki her mensubumuzun elinden kitap, bilgisayar düşmemeli. Kendini herkes bölgesel ve küresel aktör, güçlü ülke Türkiye hedeflerinde çok iyi yetiştirmeli ki farkındalık yaratalım, farklı insanlar olduğumuzu mütevaziliğimizi elden bırakmadan örnek şekilde gösterelim. Huzurevlerine, şefkat evlerine ziyareti eksik etmeyelim. Cenazelere katılmaya özellikle gayret gösterelim. Alkolden, sigaradan uzak duralım ama kullanan insanlardan uzak durmayalım onları kazanmaya ve topluma kazandırmaya hassasiyet gösterelim. Bizim davamız Türkiye'yi zengin, özgür yapmak. Türkiye'yi güzel, ahlaklı, çalışkan insanların diyarı yapmak"

Şimdi, Sayın Özdağ'ın söylemlerini ve çalışmalarını diğer milletvekilleri de örnek alabilirler mi? Partilerini iktidara getirmek için, ayrıştırmadan, kötülemeden, kendi içlerinden başlayarak temel değerlerimiz üzerinden bir bütünleşme sağlayabilirler mi?
Selam ve Dua ile!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.