Biz Türklerin aceleci, telaşlı, canı tezliliği kadar, gamsız, adamsendeci, boş veren tarzı, birbiri ile tezat pek çok davranışları var. Genetik kodlarımızdaki bu arızayı bugüne kadar bırakın düzeltmeyi, üstüne "şark kafasını da” ekleyip, iyice içinden çıkılamaz hale getirmişiz.

  "Yarın hallederiz, başka sefere bakarız, şimdi sırası değil, acele yapılan çocuk sakat doğar, acele giden ecele gider, acele işe şeytan karışır" diye, diye hep son dakikaya bıraktığımız o kadar çok işimiz var ki, anlaşılır gibi değil! "İnşallah" gibi Allah kelamı bir kelimeyi bile kendimize tembellik ve öteleme aracı haline sokmuşuz.

  Bu yüzden tüm dünyaya nam salmış, yabancıların da öğrendiği "Türklerin aklı ya kaçarken, ya da s..ç....rken çalışır" atasözü boşuna söylenmemiş herhalde.

 SON DAKİKA TELAŞI

  Seçimlere 47 gün var.

  Vatandaşın cebinde, cüzdanında ve mutfağındaki yangının sandığa yansıyacağını anca fark eden iktidar ve hükümeti, önce market ve pazaryerlerini tehdit etti. Baktı ki bir sonuç çıkmıyor, son hamle olarak millete ucuz sebze-meyve yedirme telaşına düştü.

  Bu arada mahşerin dört atlısı mazot-gübre-tohum-zirai ilaçtan “tarihinin en büyük kazığını" yemeye başlayan çitçisini de güya memnun etmek adına "seracılık yatırım ve teşvik kredisi" fikrini hayata geçirmeye kalktı.

 BELEDİYE TANZİM SATIŞ

  "Yumurta tavuğun kıçın da ağzına gelmiş, iktidar folluk arıyor" misali buldukları çözüm “TANSAŞ ÇADIRI”(?).

  Çadır ne ya? Hangi dünyada yaşıyoruz? Bu ne ilkellik! Resmen KAPTI KAÇTI KÜLTÜRÜ!

  Bugünden itibaren göreceksiniz izdihamı, kargaşayı, itiş-kakışı. Eğer görünüm “ÇADIR TİYATROSUNA” dönmezse bende bu işi bilmiyorum. Yazmasam gam yemeyeceğim. Hadi diyorsun,"zararın neresinden dönülse kar, yaz oğlum"!

  Ya arkadaş!

  Diyelim bu TANSAŞ'ları, pardon “ÇADIRLARI” açtın. İçine pazar tezgahına döker gibi sebze ve meyveleri döktün. Millet ne yapacak biliyor musun? Standardı olmayan o malları mıncıklayacak, sıkacak, büyüğünü alacak, küçüğünü geri atacak. Zabıta müdahale etse, zabıtayı amirine şikayet edecek, fırça attıracak.

  Yemin ediyorum, tezgaha konulan malın yarısından fazlası çöpe gider.

  Kardeşim bu işi neden aceleye getiriyorsunuz? “Korkunun ve acelenin, ecele faydası yok!

  Proje doğru, uygulama yanlış. Tüm sebze ve meyveler boylarına, büyüklüklerine ve cinslerine göre kalibre edilerek birer kg.lık köpük tabaklarda üstü film naylon ve film naylonlara sarılmış halde karnabahar, lahana, marul konularak ayrı, ayrı fiyatlandırılarak satılır.

  Kimsenin malı ellemesine, bozmasına izin verilmemiş olur, firede olmaz. Belediye de vatandaşa ucuz yedireyim derken zarar etmez. Üstelik üzerinde geldiği yerin etiketi olacağı içinde kimse belediyelere bozuk, çürük, ham, bayat mal satmasına izin verilmemiş olur.

  Böyle mi olacak derseniz, kesinlikle HAYIR" derim. GÖSTERMELİK olacak! FİYASKO ile bitecek! Bu konu 31 Mart akşamı zaten kapanır, gider.

  Ürün alma işi Tarım kredi kooperatiflerine verilmiş. İki yıl önce bırakın yaş sebze ve meyveyi, akmaz, kokmaz kuru üzüm alma işi TKK’ya verilmişti. 300 bin ton rekoltenin güya 60 bin tonunu alacaklardı, 4 bin tonunu anca alma becerisi gösterdiler. Şimdi TKK sebze, meyve alacak, TANSAŞ’a verecek, öyle mi? Ben hayatımda böyle bir “cahil fikir” görmedim arkadaş!

  Ne demiştik? "Acele işe.......”.

 SERACILIK VE KREDİ

  Dedik ya, bu ülkenin insanında bir “arıza” var.

  Ülkemizde seracılık denince aklımıza Akdeniz’e kıyısı olan illerimiz ve ilçeleri gelir. Ilıman denizi ve yumuşak kara iklimi, rakımı deniz seviyesi, yani sıfır metre. Fazlaca güneş, sıcak güney rüzgarını alan yerler. Jeotermale, ısıtmaya ihtiyaç yoktur. Velhasıl her türlü uygun koşullar sera kurmak için uygundur.

  Ya bizde? Manisa’da? Karmakarışık bir durum var.

  Büyükşehir Belediye Kırsal Kalkınma Daire başkanlığımız var. Ne hikmetse “kırsal” diye rakımı 500 metrenin üstünde olan köylerimizde hibe olarak sera kuruyor. İl tarım Müdürlüğü de “ne yapıyorsun, yanlış” demiyor, engel de olmuyor. El       insaf!

  Hadi Ahmetli-Urganlı kaplıcaları, Salihli Sart ve Kurşunlu kaplıca bölgeleri ve seralarını da anladık. Şimdi Alaşehir’de de Jeotermal var, orada da seracılık düşünülüyor.

  Manisa ovası da katma değer yaratan ürün üretim merkezi haline dönüşebilir. Seralar kurulmasına çok uygun çok alanımız var. Lakin Alaşehir’den izolatörlü borularla Gediz ovasına jeotermal suyu getirmeden denizden yüksekliği 71 metre olan ovamızda sera yapılmasının önünün açılması, kredilendirmesi “RESMEN CİNAYETTİR”!

  Hatta kışın o seralarda ısıtma olmadan yaz sebzelerini üretmek mümkün değildir. 25 yıl önce sera kuranlar, ısıtma masrafına dayanamayıp, iflas etmişlerdi.

  Sakın ola çiftçilerimiz şimdilik uygun şartları oluşmayan, sadece “SEÇİM YATIRIMI” olan bu tuzağa düşmesinler!

  Bu konuda ileri ki günlerde çok detaylı bilgilendirmeleri bilimsel olarak yapacağım!

  Daha öncede yazdım;

  MANİSA TARIMININ GELECEĞİ SERACILIKTA.

  Ama bu şekilde değil!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.